UYANANLAR

On dört dakika kaldı. Saat 01.14, uyanış saatimiz. Gerçi ben gediklilerdenim, bana saat uygulaması kalkalı uzun zaman oluyor. Yeni gelenlere rehberlik yapıyorum, özellikle şaşkın olanlara. Kimisi hazır geliyor, uzun zamandır bunu beklermiş gibi; kimisi de günlerce durumu kabullenemiyor. Genelde kaza sonucu gelenlerin kabullenmesi zaman alıyor. Bakalım bu geceki hazır mı?

Birkaç dakika önce çıkıp oturayım şu taşın başına. Söğüdün gölgesine ihtiyacım yok bu saatlerde ama varlığı iyi geliyor. Dalına çaputlar bağlanan bir ağaç değil. Ötede önemli biri varmış, onun başındaki ağaç dua dolu. Duaları onun ellerine bırakıyorlar, efendiye iletsin diye. Kadın yoruldu aracı olmaktan. Herkes aynı şeyleri istiyor. Herkes aynı…

Kahkaham geceyi bölüyor. E uzun zamandır toprak böyle bir hokkabaz doğurmamıştı. Üstündeki toprağı silkip gözlerini bana dikti.

“Merhaba. Sakın korkma. Alışacaksın. Ben Ahmet. Uzun senelerdir buradayım ve artık ev sahibi sayılırım. Şimdi sormak istediğin bir şey varsa sor bakalım,” dedim.

— Şe-şey e-e-efendim ben ö-öldüm mü?

— Evet, öğleden sonra küçük bir kaza sonucu öldün, artık bu taraftasın.

— Ha-hatırlıyorummm.

— Şimdi derin bir nefes al ve etrafına bak. O burnundakini de ya çıkart ya da düzelt. Bir palyaçoya göre çok komik duruyorsun doğrusu. Şu kekelemeyi de bırak artık be oğlum.

— Pe-peki efendim. Sadece garsonla çarpışmıştım. Sonrasını hatırlamıyorum. Nasıl öldüm ben efendim, siz biliyor musunuz?

— Garsonun elindeki tepsi yere düşüyor seninle çarpışınca. Sen de şu ayağındakilerle dengeni sağlayamamışsın. Kırılan bardaklardan koca bir cam parçası şah damarına girmiş oğlum. Ambulans gelene kadar çok kan kaybetmişsin. Sonuçta buradasın.

— Şe-şey efendim bu çok komik bir son olmamış mı? Ben hiç böyle hayal etmemiştim.

— Nasıl hayal etmiştin mesela?

— Ben hep kendi sonumu kendim hazırlarım diye düşünmüştüm efendim. A-ama daha yapacaklarım vardı!

— Yapacaklarımız bitmez ki oğlum. Sonu yok. Ölümü cebinde taşıyanların çok azı cesaretlidir. Demek sende o cesaret yokmuş. Ayrıca ölümün komik değil. Kılığın komik ama ölümün dehşet! Senin etrafını saran onlarca çocuk yok muydu?

— Ah çocuklar… Kim bilir ne kadar korkmuşlardır. Sünnet düğünü organizasyonuydu, çocuklarla dans ediyorduk.

— Korkmuşlar. Kan gölünün ortasında yatan bir palyaço. Sen kendini görsen kendinden korkardın.

— Efendim ölünce insan yükselip kendini izlemiyor muydu?

— Oğlum o sizin izlediğiniz filmlerde oluyor. Işığa gidiyorsunuz falan, ahaha! Bir de bana sürekli efendim deme. Efendimizin kim olduğu belli. Ama şimdi onunla ilgili soru sormak yok. O zamanla… Bana Ahmet abi diyebilirsin.

— Tamam, Ahmet abi.

— Yok mu merak ettiğin bir şey?

— Abi renkler yok. Her yer siyah beyaz. Hep böyle mi, değişmeyecek mi?

— A evet bak genelde ilk buna şaşırılır. Buranın diğer hayatımızdan en önemli farkı bu: Burada renkler yok. Renkleri bırakıp geliyoruz.

— Ama neden? Böyle çok korkunç!

— Nesi korkunç? Orası renkli de ne oluyor? Renkler kimin umurunda. Kaç kişi renkleri sahiden görüyor? Renkleri kirlettik. Burada ihtiyaç yok. Renklerin ardına saklayacak hiçbir şey yok. Her şeyi tüm çıplaklığıyla göreceksin bundan sonra.

— Sanırım bu daha korkunç!

Tüm konuşma boyunca karşımda ayakta durdu. Yorulmuşsundur deyip yanıma çağırdım. Az zamanımız kaldı. 06.14’te herkes mezarına girmiş olmak zorunda. Henüz mezar taşı yok. Mezar taşı olana kadar benimkinde soluklanabilir. Ne de olsa hiçbiri bizim değil. Evet, belli aralıklarla efendimiz yerimizi değiştiriyor. İnsanlar, onları bırakıp gidenlerle konuşmaya, ardından dua etmeye geliyor ama acaba o toprağın altında kim var? Bunlar sadece bizim taraftakilerin bildiği gerçekler. Şu ötedeki muhterem hanımın da yeri değişecekmiş yakında, kadıncağız yüzyıllardır dua taşımaktan çok yorulmuş. Artık o gidince yerine gelen taşısın. Geçen gece “Bari iyi biri gelse yerime,” diyordu. Tabii bizde de kötüler var. İyilik ve kötülük ölmüyor. Şimdi o kadının yerine kötü biri gelse duaları değiştirir durur. İnsanlar da başlarına gelene yanar. Yanımdakine bakıyorum dikkatlice. Etrafını izliyor. Kimisi hızlı, kimisi çok yavaş hareketlerle sokakları gezen ölülere bakıyor. İstediğimiz yere gidebileceğimizi söylüyorum.

— Bizi kimse görmüyor. Birine görünmek istiyorsak rüyaları kullanıyoruz. Uykudayken insanlara görünmek gizlenmenin en iyi yolu. Bazıları tam giderayak yakalanıyor ama genelde insanlar o şok anıyla ne olduğunu anlamıyorlar. Hayalet hika…

Ben konuşmama devam ederken ayağa kalktı.

— Ne yapıyorsun çocuk?

— Abi madem renkler yok, ben kim için bu kadar renkliyim?

Geri dönüş vakti yaklaşıyordu. Bir telaş vardı mezarlıkta. Renklerini soyunmuş palyaço usulca uzandı toprağına.

0

Görüşünü Paylaş

Bir duygu seçin... 🌟
Yorumunuz incelenmek üzere gönderildi. Teşekkürler!
Yorumlar yükleniyor...

Yazıyı Paylaş