Ellerimle tarttım inanmak ağrısını
avuçlarım dinmedi
anlamak bir su idi eğirdim yağmurlardan
kaçtığım ilim dalgınlıkta yeşerdi
sesimdeki kanat fazla bir kafes için
anlasam da sustururdum sınırların dilini
yine güz gelir, leylek yanım incinir
çekilir her yuva kendi sıcağına
ekşi bir damlayı hararetli ağızlarda gezdiren sensin
düşkünlerin eli üstünde akşamın,
tut kaldır sende yıldızlansın gece
bazı geceler gök göğsüme indi
içimde çatladı kızıl kabuğu
çatlasın kalbim buna ihtiyacım var
saçılmaya muhtacım ondaki tapınağa
çağlamaya muhtacım ondaki taşkınlığa
çoktan yapmış olduğun sonsuz hatırandan
çıkardım kendimi bugünün sandığından
küçük çekmecelerinde çok yağmur çok kar
seslen silkineyim çamurumu sil baştan
korkularım yokuştu, ben çıktım
derin düştüm imkanın iştahına
hatırla ben bir ölüm kazandım
diriler arasından
alkışlar gibi sıklaşıyor nefesim
bir perde, bir sahne ve sessizlik
bana bu dili öğreten sendin
giyindim seni, ten tatlı
ten seni giyinmiş çok haklı
kavradığım hava kurcaladığım su
bağırışı aksayan kargaların
aldırmıyorum, sen çıkıyorsun ardından
şimdi geri alsam sözümü
her şey karışacak
her şey yaşama karışacak
alıngan akıl, tutsak zan
kan damlıyor aramızdan
sen duyarsın aklım nelere alışır
kimler geçer aramızdan
yüzler boyunca yabancılık
seni tanısaydım hiç çıkmazdın aklımdan
üç savaş bir aşk
yüzyıllardır kan aklımızda
aşk geçmiyor kapımızdan
pürüzlü bir kumaşta makasın bilenişi
daha gürültülüsüne hazırlar kesikleri
karşılığım çoğaldı hurdahaş bir iğneye
karşılığım çoğaldı bana gelen davete
bir şeffaflık üstün geldi derime
kırpan sendin saatimi sulara dingin
sende kucağı var bilmediğim rahatın
sonsuz endişem, elbisem giyin beni
































































































































































































