CEMİL KAVUKÇU, 1951’de İnegöl’de doğdu. İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Jeofizik Mühendisliği Bölümü’nü bitirdi (1976). Öyküleri, 1980’den bu yana çeşitli dergilerde yayımlandı. Patika adlı eseriyle 1987’de Yaşar Nabi Nayır Öykü Ödülü’nü, 1996’da Uzak Noktalara Doğru adlı öykü kitabıyla Sait Faik Hikâye Armağanı’nı, 2009’da Angelacoma’nın Duvarları adlı anlatısıyla Sedat Simavi Edebiyat Ödülü’nü, 2013’te de Erdal Öz Edebiyat Ödülü’nü kazandı.
Resul Şahin: Merhaba Cemil Bey. Çok defa sorulmuştur ama biz yine de yazmaya başlama serüveninizi sizden dinlemeyi çok isteriz. Bize edebi yolculuğunuzdan bahseder misiniz?
Cemil Kavukçu: Edebi yolculuğum, yazmaya başlamadan çok önce bir okur olarak kitapların dünyasıyla tanışmamla başladı. Çocukluğumda çizgi romanlara çok düşkündüm. Ama büyüklerimiz bu tür kitapların derslere engel ve zararlı olduğunu düşündüğünden okul zamanı kısıtlama getirmişti. Her ne kadar gizli gizli okumayı sürdürsem de yarı yıl ve yaz tatilini sırf kitap okumak için iple çekerdim. Kitaplar kadar masal dinleyip masal anlatmanın, radyo tiyatrosunun, daha sonra sinemanın da ileriki yaşlarda başlayacak yazma sürecinin ön hazırlayıcıları olduğunu düşünüyorum. Ne çocukluğumda ne de ilk gençliğimde yazmakla ilgili bir girişimim olmadığı gibi ileriye dönük böyle bir düşüncem de yoktu.
Üniversite yıllarında bir şeyler karalama isteği duymaya başlamıştım. Bunun nedeni de sanırım, okuduğum romanlarda olmasını istediğim ama bulamadıklarımı yapmaya kalkışmamdı. Yani, ben yazsaydım o karaktere bunu değil, şunu yaptırırdım gibi temelsiz şeylerdi. Üniversite öğrenciliği döneminde birkaç roman denemem oldu. Bir süre anı olarak sakladım, sonra da “ne olur ne olmaz” deyip yok ettim o romanları. Asıl yazma yolculuğum üniversite bittikten ve farkında olamadığım içimdeki öykücü ile tanıştığımdan sonra, 1980 yılından itibaren başladı.
Resul Şahin: Konuşmadan geçemeyeceğimiz bir konu var: Pandemi. Artık normalleşme sürecinde olsak da küresel salgın devam ediyor. Bu durum kaleminizi, dünyanızı nasıl etkiledi? Bu süreç sizin için nasıl geçti/geçiyor?
Cemil Kavukçu: Beni olumsuz etkiledi. Yaşamın doğal akışı birden değişti ve bütün dünya bilim kurgu filminin içindeymişiz gibi karanlık, belirsiz, tekinsiz bir döneme girdi. Yaşam coşkusunu söndüren bu süreçte bir şey yazamadım ve hâlâ da yazamıyorum. Yılın başında yayımlanan İlginç Bir Şey Yapmalıyız başlıklı kitabım pandemi öncesi büyük ölçüde tamamlanmıştı. Ona son biçimini verebilmek için aylarca uğraştım. Aynı dönemde başladığım bir çocuk romanı ve birkaç öyküm öylece duruyor. Onlara ne zaman döner ya da dönebilir miyim bilmiyorum. Bu bir yıllık sürenin en yararlı yanı tempolu bir biçimde kitap okumam oldu.
Resul Şahin: Öykülerinizde değişik yaşantıları, içsel çelişkileri, saplantıları, yalnız insanların iç dünyalarını konu ediyorsunuz. İnsanların ruhsal dünyalarını ustalıkla yansıttığınız öykü ve romanlarınızı yazarken gerçek yaşam öykülerinden de esinlendiğiniz oldu mu? Doğduğunuz yerin hafızası olmak bir zenginliktir, diyebilir miyiz?
Cemil Kavukçu: Yararlandım. Yaşamın içinden alınanlar kurguya dönüşürken, yani yaşamın gerçeği kurgunun gerçeğine dönüşürken değişiyor. Tomris Uyar’ın çok sevdiğim bir saptaması var; “yaşamda olur ama öyküde olmaz,” diyor. Bazen yaşananı olduğu gibi aktardığınızda birçok okur bunu inandırıcı bulmayacaktır. Ama yaşamda olmayacak durumlarla kurguda karşılaştığımızda yadırgamayız. Örneğin, Gregor Samsa’nın uyandığında bir hamam böceğine dönüşmesini yadırgamayız, çünkü yazarın bunu yapma nedeni vardır. Ben de hep gözlemlediklerimden, tanık olduğum ya da dinlediğim yaşamlardan yola çıktım. Ama onları kendi potamda yeniden biçimlendirerek kurgunun gerçeğine dönüştürmeye çalıştım. Doğup büyüdüğüm yer, İnegöl beni bu konuda çok besledi. Doğduğun yerin hafızası olmak büyük zenginlik.
Resul Şahin: Ülkemizin ve insanımızın sanata, edebiyata bakışını nasıl değerlendiriyorsunuz? Önemli bir dijital platformda gelen öyküleri sizin değerlendirdiğinizi biliyoruz. Bu kesiti de baz alarak öykücülükte ülkemizi nerede görüyorsunuz, ümit var mı yoksa karamsar mısınız?
Cemil Kavukçu: Nüfusumuza oranla sanat ve edebiyatla ilgilenen, daha doğrusu beslenen, kendini geliştiren kesimin küçük bir azınlık olduğunu görüyoruz. Büyük çoğunluğun böyle bir gereksinimi yok, televizyon ve sosyal medyadan aldıklarıyla yetiniyorlar. Neyse ki yeni kuşağın içinde umut veren bir kesim var. Dijital platformda gelen öyküler de bunun bir göstergesi. Çok sayıda öykü gelmesini önemsiyorum. Yazıyorlar ve yazdıklarını paylaşmak istiyorlar. Gönderilenlere oranla yayımlanacak düzeyde az öykü çıkmasına karşın bunu ümit verici buluyorum. Ülkemizde güçlü bir öykü geleneği var. Romana göre daha canlı ve daha verimli.
Resul Şahin: Cemil Bey, ülkemizdeki günümüz yazarları dile ve edebiyat tarihine hâkim olma konusunda eski yazarlarımızın gerisinde mi? Dilimiz erozyona mı uğruyor? Geçmişin hep “daha iyi” olarak değerlendirilmesi sizce nostaljiye olan tutkumuzdan mı kaynaklanıyor?
Cemil Kavukçu: Günümüz yazarlarının dile hâkim olma konusunda eski yazarların gerisinde olduğunu söylemek haksızlık olur, ama edebiyat tarihi konusunda durum farklı. Günümüz yazarlarının edebiyat dünyamıza dahil ve kalıcı olmak konusunda bir hedefleri varsa geçmişi, kendinden önce yazılanları, yol ayırımlarını ve kat edilen yolları bilmek zorundalar. Tahsin Yücel, kendisiyle tanışmak isteyen genç yazarla konuşurken Orhan Kemal’le ilgili görüşlerini sormuş. Genç yazar okumadığını ve okumak zorunda olmadığını söylemiş. Tahsin Yücel’inkine benzer benim de tanıklıklarım oldu. Böyle düşünen genç yazarların yolu (kısa sürede ünlenmiş de olsalar) tıkanacaktır. Dilimizin erozyona uğradığını ve yabancı sözcüklerle kirletildiğini düşünüyorum. Edebiyat ortamımızın otuz yıl öncesini biliyorum, o zamanlar da daha eski yıllardan özlemle söz edilirdi. Bugünlere geldiğimizde ise yazar ve şairlerin bir araya gelip edebiyatı, şiiri tartıştığı ortamların, mekânların kalmadığını, herkesin kendi kabuğuna çekildiğini görüyoruz. Değişen yaşam biçimleri edebiyat ortamlarımızı da olumsuz etkiledi.
Resul Şahin: Günümüz dünyasına baktığımızda sosyal medyanın getirdiklerini görmezden gelmek mümkün değil. Popüler kültürden edebiyat dünyası da nasibini alıyor. Herkes bir zümreye sırtını dayamadan kendini kabul ettirmenin zorluğundan, salt iyi yazmanın artık ölçüt olmadığından dem vuruyor. Hatta sosyal medya hesaplarınızın kalabalık oluşu bir güç gibi algılanıyor. Bu konular hakkında sizin düşünceleriniz nelerdir?
Cemil Kavukçu: Has edebiyatın uzun ve yorucu yolculuğunu sürdürmek, yaptığına inanmak yeteneğin yanı sıra okumayla edinilen birikimle doğru orantılıdır. Yazarın en büyük rakibi kendisidir. Torpilin geçerli olmadığı tek alandır edebiyat ve sanat. Sırtlarını bir zümreye dayayarak var olmaya çalışanların ömrü o zümrelerle sınırlıdır ve bir süre sonra zaman eleğinden düşerler. Sosyal medya hesaplarının kalabalık olması egonuzu okşayabilir ama yazarlığınızın önünü açacak bir yol değildir, geçicidir. Zamana karşı direnmenin tek ölçütü iyi yazmaya çalışmaktır.
Resul Şahin: Edebiyat denizine yelken açmak isteyen birçok insan işin içine girince yılgınlığa uğruyor, alabora oluyor ve pes ediyor. Siz de ilk zamanlarınızda gardınızın düştüğü anlar olduğundan bahsetmiştiniz. Bu bağlamda edebiyat için hayaller besleyen insanlara önerileriniz nelerdir?
Cemil Kavukçu: Bu uçsuz bucaksız denizde zorlu bir yolculuğu göze aldıysanız üç şeye gereksiniminiz vardır: Sabır, azim ve çalışmak. Hedefiniz kısa sürede adınızı duyurup ünlenmekse düş kırıklığı ve yılgınlık kapınızı çalıyor demektir. Günümüz koşullarında popüler olmanın, gündeme gelmenin yolları var kuşkusuz. Ancak, hızla çıktığınız bu merdivenlerden bir süre sonra daha hızlı bir biçimde indirirler sizi. Edebiyat dünyasına kabul edilmek ve kalıcı olmak ise zamana yayılan bir yolculuk. Azimli ve çalışkan olmak bir yana sabır da gerekiyor. Sesinizi bulmanız ve kabul görmeniz birkaç yılda olmuyor. Kendinize güvenmeniz ve kaleminizle iyi geçinmeniz gerekiyor. Satılacak malınız olsun, alıcısı Bağdat’tan gelir.
































































































































































































