KOMŞULAR

Balkona tünemiş üç tombul güvercine benziyorlar. Benzetme bana ait değil, Korhan’a. Karşı apartmandaki komşularla dalga geçiyor ama onların beğenisinden hem ürküyor hem gururlanıyor, biliyorum. Üçü de günün her saatinde ağır makyajlı, tırnaklar bir gün ojesiz değil, yaz kış memeler ortada, şen kahkahalar atıyorlar. Kar yağdığı günler hariç hep balkondalar. İkisi devamlı sigara içiyor ondan mı bilmem. Ev sigara kokmasın diye düşünecek tipler değiller. Kahve fincanları diziliyor balkon duvarına. Sigara içmeyen kırmızı saçlı devamlı fal bakıyor. İnsanın falı günde kaç kez değişir?

Kıskanıyormuşum. Yok artık. Onlardan mı? Korhan’ı annesinden bile kıskandığım doğru, o bilmiyor bunu. Bilse, dilinden kurtulamam. Zaten bu salak tombullar sayesinde egosu pohpohlanıyor her gün. Korhan ne zaman camda belirse, balkondan Simba’yı çağırsa hemen laf atıyorlar.

“Biz gelelim canım, Simba’yı ne yapacaksın?” Ardından bir kahkaha tufanı. Salak kedi sadece adı seslenince geliyor, pisipisiden anlamıyor. Komşularla beraber gülen Korhan’ın kolundan içeri çekiyorum. Simba’yı çağırmak bana kalıyor. Geçenlerde sinirimi iyice bozdular. Korhan işsiz, para kısıtlı, temizlikçi çağırmayalım, dedik. Camları ben hallederim diye atıldı kocam. Canıma minnet, banyoyu dip bucak temizlemeye başladım. Epeydir boş vermişiz, her yeri bok götürmüş resmen. Seslerini duyunca irkildim. İyice azıttı bunlar, Korhan’dan ses yok, hanımefendiliği bir kenara bırakmanın zamanı geldi. Elimde lastik eldivenler, önü ıslanmış eşofmanımla salona koştum. Kurtuluş’ta kot farkı yüzünden alt sokağın üçüncü katıyla aynı hizadayız. Tombullar sokağın en döküntü, boyasız, çatısız evinde oturuyor. Onu camda görünce, ne yakası açılmadık laflar etmişlerdir kim bilir? Hiç utanmaları yok. Korhan duymazlıktan gelse de ağzı kulaklarında sırıtıyor.

“Hayretsin yani. Hoşuna gidiyor bunların lafları. Yüz vermiyorsan ben de neyim?”

“Hayda, iyiden delirdin, travestilere mi yüz vereceğim? Gırgır yapıyor kızım onlar. Ciddiye alıyorsun. Asıl hayret olunacak sensin,” dedi elindeki bezi kovaya fırlatıp içeri gitti.

Öylece kalakaldım. Karşı balkondan çıt çıkmıyor. Başımı çevirmeye korkuyorum. Arkamı dönüp gitsem, en iyisi. Elimde değil dönüp baktım. Ateş rengi saçlıyla göz göze geldik. Konuştuklarımızı duymadıklarını umuyorum ama Korhan’ı söylemek zorunda bıraktığım sözlerden yüzüm kızarıyor. Kadının saçıyla aynı renkteyim.

“Ay şu beberuhiye bak,” dedi takma kirpikleri gözlerini yelpaze gibi örten. “Aslan gibi oğlanı bulmuş, cam sildirdiği yetmiyormuş gibi bir de çemkiriyor ayol.”

Kahkahadan kırıldılar. Banyoya yürürken gözümden yaşlar iniyor. Korhan gün boyu surat astı. Bir adama yapılacak en büyük hakaretmiş. Kendi kendine söylendi durdu. Hiç cevap vermedim, özür de dilemedim.

Ertesi gün ev sahibine çıktım hemen. Mösyö yoğurttan ibaret öğle yemeğini yemiş, kahve için beni bekliyor. Apartmanın en genç çifti olduğumuzdan bize sevgisi daha doğrusu ilgisi büyük. Her gördüğünde ne zaman bebek sahibi olacağımızı soruyor. Apartmana bebek en son on altı yıl önce gelmiş. Herkes bizden bebek bekliyor. Korhan işsiz, bebek nasıl büyüteceğiz diyemiyorum.

Kahvenin ardından likörden bir yudum aldım.

“Nasıl buldun? Kara incir likörü, yeni bir şey yapın dedim evdekilere.”

Uzun kemikli parmaklarını birbirine dolamış bakıyor. Üstünde ütüden parlamış kahverengi pantolon, aynı renk süveter. Bütün düğmeleri bağlı gömlek. Zenginliği apartmanın dilinde olan Mösyö. Bir gün farklı kıyafetle görsem tanımadan yanından geçer giderim herhalde.

“Şahane!” dedim gerçek fikrimi saklayarak.

Arkasına yaslandı. Arkaya uzanan koridora bir bakış attı. “Benim için fazla tatlı.” dedi fısıldayarak. “Aramızda kalsın.”

“Jirayr Bey Amca. Zaten uğrayacaktım nasılsınız diye ama bir derdimiz var. Sadece benim derdim galiba. Şu arka apartmandaki kadınlar.”

Kimlerden söz ettiğimi anladı mı? Sulu pörtlek gözlerinde aşinalığa dair ışık yok.

“Siz üstte kalıyorsunuz tabii, onların farkında mısınız bilmiyorum. Devamlı balkonda oturan o üç.”

Tutuldum bir an. Hangi sıfat en uygunu? Kadınlar tabii, en azından dış görünüşleriyle. Ruhlarıyla da mutlaka. Ameliyat olmuş, dönüşümleri tamamlanmış mıdır? Ne önemi var, cüretlerine, ataklıklarına, neşelerine kızgınım. Asla olamayacağım, olmamak için yetiştirildiğim hâllerine bozuluyorum. Edepli mahalle kızı değiller. Dertleri Korhan’a olta atmak değil komşuyla eğlenmek. İçine asla giremeyeceğim o eğlenceden tiksiniyorum. Yerim olmadığından değil, daha ilk sataşmalarında gülebilseydim, bir laf da ben çaksaydım, devam etmezdi belki. Arkadaşlarının kafayı taktığı mahallenin zavallı çocuğuyum. Bana ancak Mösyö yardım eder.

“Biliyorum onları, bilmeyen mi var,” dedi kocaman elleriyle görünmeyen sinekleri kovarak. “Herkes şikâyet etti, nafile. Apartmanın önüne gelip giden arabaları görsen dedi Sami Bey. Cipler, Mercedesler neler neler. Sokağın huzuru kalmamış. Meraklısı çok bunların. Emniyetten amir bile varmış. Kimi kime şikâyet edeceksin. Görmezlikten gelin evladım.”

“Korhan’a taktılar Jirayr Bey Amca. Çok mustarip. Utanıyor, kimseye söyleyemiyor. Size geleyim bari dedim.”

“Ev yıkılacakmış altı aya. Müteahhitte verilmiş. Dişinizi sıkın biraz. Korhan’a söyle, erkek adam utanır mı ya?”

Gıdaklamaya benzer bir gülme tutturdu. Kimseye söylemez umarım. Kocam duysa öldürür. Ayaklarımı sürüyerek döndüm eve. Korhan, canım sevgilim, olanları unutmuş, ıslık çalarak yemek yapıyor.

Karşıdakiler sonraki günleri kâh daha azıtarak kâh günlerce bizi unutup baş başa verip konuşarak geçirdi. Aşina olmayan tipler geldi gitti balkona. Kirli sakalı üçgen suratını tilkiye çevirmiş, kulağın hemen üstünde saçında kazıtılmış iki çizgisiyle uzak kabilelerin İstanbul’a tesadüfen düşmüş savaşçısına benzeyen tipi görünce bir daha balkon tarafına hiç bakmadım. Ne zaman başımı çevirsem göz göze geliyorum. Evden çıkmadığı gibi güvercinlerin koruyucusu rolünde. Nasıl insanlar, nasıl bir hayat bu. Bizlerden uzak olsunlar ya Rabbim.

“Gözün aydın,” dedi kocam. “Bir haftadır yok seninkiler.”

“O korkunç adam sigara içmeye çıkıyor.”

“Evde içmiyor bak. Bilinçli adam.”

“Dalga geç bakalım. Yıkılacakmış apartman, taşınmışlardır belki.”

Korhan kaşlarını kaldırdı.

“Jirayr Bey Amca söyledi. Herkes dertli bunlardan. Uğramıştım, Cihangir’e çevirdiler. Evlerin değeri düşecek, dedi.”

“Yahu hepi topu bir daire. Amma olay yaptınız.” Anlamaz, onun hayatı eğlence. Her olayın gülünecek yanını görmede usta. Üst katımızda olsalar terliğiyle rakı içmeye gider. Belki de gitmez. Hayat kadını olmalarını dert etmeyeceğinden eminim de diğer konuyu bilemem.

Tilki suratlının ortaya çıkışından beri ilk kez balkonun kapıları kapalı. Perdeler sımsıkı örtülü. Meraktan ölmek üzereyim. Kapıcının zilini çaldım. On dakika sonra geldi.

“Karşı komşuları biliyor musun? Hani üç kadın, hep balkonda.”

“Kadın.” Kıkırdadı. Şehla gözü içeriye kaçar gibi oldu. “Evet abla. Ne oldu hayırdır?”

Bunun ağzına laf vermezdim ya denize düşen yılana sarılır. Korhan’a sataşmalarını duymuştur mutlaka, duymaması olanaksız. Benden yüz bulamadığından sözünü edememiştir. Fırsat çıktı diye ne seviniyordur.

“Bir şey mi oldu bunlara? Kapıları, perdeleri sımsıkı örtülü. Hiç olmazdı.”

“Ah sorma abla. Kırmızı saçlıyı boğazlamışlar. Yatak yorgan kan içinde kalmış. Kimin yaptığı belli değil.”

Kapıcı konuşmaya devam ediyor, sesi kıpkırmızı dalgalarının içinde boğuluyor, bütün dikkatimi veriyorum yine de kaçırıyorum sözcükleri, tombulların kahkahasının ardında soluyor sesi, Korhan’a iyi bak ufaklık, diyor birisi kirpiklerini indirip kaldırarak, bir bıçak ıskalıyor boğazımı yine de kan oluyor üstüm başım. Silmeye çalışıyorum, çıkmıyor. Daha fazla dinleyemedim, başım dönmeye başladı.

Kapıcının suratına kapıyı kapattım.

Camın önündeki berjere oturdum. Dayanılmaz bir çarpıntı göğüs kafesimi parçalayacak sanki. Bulantı yükselip, geri gidiyor. Kan gölüne dönmüş yatakla bir olmuş saçları, bembeyaz yüzü, tavana bakan ışığı sönmüş gözler. Ne yapsam gözümün önünden gitmiyor.

Üç gün önce olmuş olay, nasıl duymadık? Benim için balkonla var oluyor, geceleri aya gidiyorlar. Yaşadıkları bu dünyaya ait olamaz. Ölümleri de. Nefret ediyordum onlardan, ölmelerini dilediğim bile oldu. O hâlde neden ağlıyorum? Yüzümü yıkadım. Saçımı lastikle bağladım. Kapıyı yavaşça çektim.

Alt sokağa yolum düşmediğinden evi bulmak kolay olmadı. Zili çalıyorum ama açılacağından emin değilim. Açıldı kapı, çıngıraklı kahkahaların, işveli seslerin aksine, sessizce, iç çekerek. Falların kraliçesi başına gelecekleri görememişti fincanda. Kalanlar onsuz ne yapacak, önlerinde uzanan o karanlık, korkunç geleceği kim okuyacak? İçeridekiler yadırgayarak baktı. Bana beberuhi diyenin yüzünde acı bir gülümseme oluştu. Yüzyıl geçmişti sanki o günün üstünden. Kalktı, sarıldı sıkıca. Ben de ona.

0

Görüşünü Paylaş

Bir duygu seçin... 🌟
Yorumunuz incelenmek üzere gönderildi. Teşekkürler!
Yorumlar yükleniyor...

Yazıyı Paylaş