“Biri göğe çıkıp da şu alemin düzenini, yıldızların güzelliğini seyre dalsa, o muhteşem manzara ona çok yavan gelirdi. Oysa tarif edebileceği birisi olmuş olsaydı yanında, o manzara hayatında gördüğü en güzel şey olurdu. Demek doğa yalnızlığı sevmiyor, daima sırtını yaslayacağı bir dayanak arıyor. Hele canciğer bir dostsa bu dayanak, ne hoş olur!”
Bu eser ahlak felsefesinin önemli kavramlarından birisi olan dostluğun Romalı bir bakış açısıyla değerlendirilmesidir. De Amicitia, Cicero’nun ömürlük dostu Titus Pomponius Atticus’a adanmıştır. Bu kavram Laelius’un Scipio ile dostluğu üzerinden bir sohbet havasında aktarılır. Konuşmacılar devlet adamı Laelius ve iki damadıdır. Cicero bu kavramı fikir ve eylem yoldaşlığı yönü ile ele alır. Dost böyle olmalıdır diye tanımlar adeta. Cicero’ya göre insanlar arasındaki sevgi denilen bağ ve bunun sonucunda oluşan ciddiyet-dürüstlük olmaz ise hiçbir iş düzgün yürütülemez, karar alınamaz. Bir nevi hakiki dostluk oluşmalıdır ki bir iş tam anlamıyla yürütülebilsin. Gerek Cicero’nun aldığı hukuk, felsefe, tarih derslerinin oluşturduğu altyapı gerekse görev yaptığı devlet kademelerinden edindiği deneyim onun zihnindeki “dostluk” kavramını şekillendirmiştir. Politik saha ona karar almanın, iş yürütmenin kısaca devlet yönetmenin mükemmele yakın bir şekilde olmasının kaynağının bu hakiki dostluk olduğunu göstermiştir. Bu yüzdendir ondaki dostluk kavramı eylem yoldaşlığıyla, fikri birliktelikle, ortak bir ilerleyişle iç içedir.
“Bilgeler arasında yaşanabilecek hakiki dostluk bunu bizzat yaşayan insanlara huzur verdiği gibi, böyle yaşayan huzurlu insanların başta olması da topluma huzur verir.”
Cicero’ya göre asıl bilgelik, bu kavramla beraber dingin bir ruha, mutluluğa erişmektir. Çünkü yürüdüğün yolda dayanağın olacak, kimi zaman eleştirileriyle seni düzeltecek olan dostundur. Hakiki dostluğun verdiği bu birliktelik sonucu ortaya çıkan yönetimle beraber toplum da belirli bir yol kat eder, gelişme gösterir. Cicero’nun bahsettiği dingin ruha bu sayede toplum da ulaşacak ve toplum-devlet etkileşimi sayesinde saadete erilecektir.
Laelius’a göre insanları mutlu etmenin yolu, onlara salt erdeme dayanan dostluğu öğretmektir; mutlu yaşamanın tek formülü budur. Çünkü erdemli bir dostluk saf iyiliğin kendisidir. Dostluk böyle saf özelliklere sahip olduğu zaman kişiler arasındaki pürüzler de ortadan kalkar ve güven, vefa, fedakarlık ve hassasiyet kavramları ön plana çıkar. Hakiki dostluğa evrilir, bu ölçüde de iyiliğe doğru yol alınır. Bir süreçtir bu açıdan mutlu olmak.
Dostluğun saf iyiliğe ulaştığı bir süreç…
Laelius ve Scipio arasındaki hakiki/saf dostluktan bahsediyor demiştik eser. Scipio’nun ölümünden sonra Laelius’un bu olaya karşı gösterdiği duruşu, tavrı nasıl bir dostluğa sahip olduğunu gözler önüne serer:
“Onun ölümüne karalar bağlamak, tanrı saklasın, bir dostun değil de ancak kıskanç bir insanın yapacağı iş olur. Scipio doğdu ve doğumuyla hem bizleri hem de devletini sevince boğdu ve bu devlet baki kaldığı sürece ondan hep kıvanç duyacak.”
Güvenin, vefanın, karşılıklı şefkatin, sevginin ürünü olan dostluk erdem üzerine kuruludur ve kişiler arasındaki iyilik duygusu, cömertlik menfaat/fayda amaçlı olmaktan öte adeta bir ödevdir; yapmak zorunda hissettikleri için yaparlar. Bu iyilik duygusu onlarda dostluklarının kurucu unsurlarından biri haline gelir ki, Cicero eserinde Laelius’un ağzından şöyle ifade eder bunu:
“Biz insanlar ille de bir karşılık beklediğimiz için iyiliksever ve cömert değiliz, (çünkü iyiliği faize yatıramayız, cömertlik bizim yaratılışımızda var) aynı şekilde dostluğu da maddi bir çıkar beklentisiyle değil, tüm meyvesi onun özündeki sevgide olduğu için istemek gerektiğine inanırız.”
Cicero dostluğu o kadar özdeşleştirmiştir ki iyi niyet-şefkat ile var olan her şeyin uzlaşması ile bir tutmuştur. İyi niyet ve şefkat üzerine kurulu olduğunu, kısaca özünü erdemden aldığını unutmamalıyız çünkü dostluğu bir bina varsayarsak aksi düşünceler bu binayı kaldırmaz, yıkıma doğru bir süreci başlatır. Özellikle menfaat kavramı sağlam bir yapının oluşmasına asla müsaade etmez. Bu yüzden haksız daha doğrusu ahlaksız taleplere yüz çevirir dostluk kavramı. Onur-şeref kavramlarını fazlasıyla göğüslenir. Asildir hakiki dostluk. Bu yüzden ahlaksız talepler karşısındaki duruşu dostluğun değişmez yasası olarak sayar Cicero.
Düşünsel bölünmüşlüklerin bu kadar yoğun olduğu bir zamanda peki dostluk sadece Cicero’nun üzerinde durduğu fikir-eylem yoldaşlığı ile mi devamlılığını korur? Şüphesiz nice kişiler vardır ki birlikte olduğumuzda ne düşündüğümüz önemli değildir; hayatımızda o an vardır ve o “an” geçerlidir iki dost arasında. Ortaklıklarımızla zaman geçirir, iş yapar, dostluğun verdiği o hazzı orada buluruz. Çünkü dünya üzerinde var olan hiçbir insan tıpatıp aynı olmaz, olamaz. Farklı olmak mecburiyetindedir; bu sebeple farklılıklarımızla birbirimizi ayrıştırmak yerine ortaklıklarımızla birbirimize sahip çıkmalıyız.
“Kendinle konuşuyormuş gibi her şeyi teklifsizce konuşabildiğin birine sahip olmaktan daha güzel ne var?”
Ortaklıklarımız sayesinde muhabbet ortamı oluşur ve iletişim-arkadaşlık süreci belirli bir kalıp haline dönüşür. Dostluk ise bu sürecin bir doruk noktasıdır. Şüphesiz bu kavramın kaynağı sevgidir; iyi niyet beslediğimiz sürece ne düşünürsek düşünelim kişiler arası sevgi bağları güçlenir. Dost bir anlamda kendinin yansımasıdır, ikinci bendir. Dost/dostluk, dil-mizaç uyumu üzerinedir. Bu uyum sayesinde anlayış ortaya çıkar ve dost birbirinin halinden anlar, ne ihtiyacı olduğunun farkındadır. Gerektiğinde sahip çıkar, dayanak olur; gerektiğinde yol rehberi olur. Koşul istemeden anlaşabildiğin kişidir dost.
Unutulmamalıdır ki ne yaparsak yapalım bu insan hayatı gelip geçicidir ve yazarın da dediği gibi dostluklar insanın yalnızca kendisine ait olan, sağlam ve kalıcı tek mülküdür. Dosta, dostluğa, insana sahip çıkmalıyız. İnsanlığa faydalı olduğumuz ölçüde iz bırakırız. Gerçek iz bırakanlar insana bir nebze de olsa katkı sağlayan, iyiliği çoğaltandır.
“Dostluk (amicitia) kelimesi, sevgi (amor) kelimesinden türemiştir, dolayısıyla sevgi karşılıklı iyi niyet bağının örülmesinin temel sebebidir. Çünkü menfaat dediğin, dost maskesi altında geçici bir amaç uğruna hürmet edilen, ilgi alaka gösterilen kişilerden de elde edilebilir; ama dostlukta sahteliğe, yapmacıklığa hiç yer yoktur; ne varsa gerçektir; içten gelir. İşte bu yüzden bana göre dostluk yardım beklentisinden değil, doğamızdan kaynaklanıyor; bu işin bana getirisi ne olur şeklinde hesaplar yapmaktan öte, gönlümüzün içten gelen bir sevgiyle temayülünden.”
Kaynakça
Marcus Tullius Cicero, De Amicitia-Dostluk Üzerine (Çev: Çiğdem Dürüşken), Alfa Yayınları, 2017, sayfa 101.
a.g.e, 7.
a.g.e, 9.
a.g.e, 13.
a.g.e, 33.
a.g.e, 51.
a.g.e, 47.
































































































































































































