ACININ KARŞISINDAKİ BOŞLUK: ŞEKER PORTAKALI

1. Bir yarasa ve bir ağaç ile konuşuyorsun Zeze. Olan biten her şeyi şeker portakalı ağacına anlatıyorsun. Neden bir insana değil de bir ağaca?

Çünkü yalnızım! Evet kalabalık bir ailem var belki, okula gidiyorum, mahallemde tanıdıklarım var vs. fakat sayısal kalabalıkların ruhundaki yalnızlığa bir tesiri olmuyor. Bazen çevrendeki kişilerin fazlalığından ziyade, seni anlayan tek bir kişinin olması, sırtınızı bir orduya dayamışsınız gibi hissettirebiliyor. Ben tutunmaya çalışıyorum, bu bir insana olmadı ama bir ağaca oldu. Bir insana yapacağınız en büyük kötülük onu umursamamak, görmezden gelmek ve yokmuş gibi davranmaktır. Ailem de bana bunları misliyle yaptı. Ben yarasamdan ve ağacımdan bir kötülük görmedim ama ailemden gördüm. İsterdim ki böyle olmasın. Ve en azından bu konuda yalnız olduğumu düşünmüyorum eminim ki bir çiçekle, bir kediyle, bir resimle konuşan nice insanlar var bu hayatta.

2. Aradığın sevgiyi ve değeri kendi ailende bulamıyorsun. Sevgi göremediğin gibi ailenden şiddet de görüyorsun. Hayal gücünü kullanarak kendine başka bir dünya kurmanın tek sebebi bu mu?

Aile; en küçük sosyal topluluk, en küçük bütün. Gel gör ki bir bütün olamadığımız gibi ayrıştık da.

Babamın işsizlik buhranları, annemin evi idare etmek zorunda kalması ve dolayısıyla sürekli çalışmak zorunda olması, ablalarımın boş hevesler peşinde koşturması, abimin beni kendi işlerinde kullanması ve hepsinin ortak noktası beni örselemeleri. Her şeyin olduğu gibi ilgisizliğin de mütemadiyen olması büyük sorunlara yol açıyor. Bir şeyler arıyor ve bulamıyorsun ki bunlar sevilmek, değer görmek gibi kutsal duygular. İnsan aramaya önce yakın çevresinden başlıyor, orada bulamazsa dışarıya açılıyor ve yine bulamazsa bu sefer de kendi kabuğuna çekilip, orada kendi dünyasını kuruyor. Eğer yaşama bir şekilde tutunmak zorundaysak bu zaruri bir hal alıyor. Kimisi kitaplarda yaşar, kimisi şarkılarda, kimisi hayal dünyasında…Ben de hayal gücümle her şeyin iyi olabileceğini hissetmek istedim, sanırım bir ara başardım da.

3. Manuel Valadares’i (Portuga) hiç sevmezken hatta ondan nefret edip onu öldürme kararı bile almışken sana olan yardımından sonra en sevdiğin kişi oluverdi. Öyle ki baba rolü bile biçtin ona, seni evlatlık almasını bile istedin. Bu hep böyle midir, bir insanın iyi olup olmadığına bize iyilik yaptığında mı karar veririz? Hayatta asla karşılaşılmayan, bize iyiliğinin dokunmasına fırsat olmayan insanlar kötü müdür?

Kötüdür denilemez elbette fakat birebir muhabbetiniz olmadan, bir ilişki içine girmeden de kim kimin iyi ya da kötü olduğunu nasıl tecrübe edebilir. Sadece gözleme dayalı yorum yapılabilir ancak bu da gerçeği yansıtmaz. Eğer yaramazlık sonucu ayağımı kesmesem ve Portuga da yolda beni görüp bana yardımcı olmasa, o her daim, afili bir arabası olan, zengin ve kötü biri olarak kalacaktı benim hayatımda. Çünkü dışarıdan gördüğüm sadece buydu. Ancak kader bizi bir şekilde birleştirdi ve onun ne kadar iyi bir insan olduğunu kalbimle tecrübe etmiş oldum. Bu asla bir menfaat durumu değildi. Ruhumda uzun zamandır taşıdığım deliği dolduran, ailemden görmediğim şefkati gösteren, hayatı tekrar yaşanabilir kılan kişiydi. Bize iyiliği dokunan kişiye iyi demek, iyiliği dokunmuyorsa kötü demek, çıkar ilişkisine endekslenmiş bencillikten başka bir şey değildir. İyilik, yapılmak zorunda olunan şey değildir bir tercihtir ve yapmayan kişilere kötü denilmesi doğru bir yargı değildir.

4. Küçük yaşına rağmen birçok acı çektin. Hatta bu acılar seni yaşından olgun biri yaptı. Portuga öldükten sonra hiçbir şey, Minguinho’nun çiçek açması bile seni mutlu etmedi. Portuga’nın ölümünden sonra kaybettiğin şey neydi?

Size Portuga’yı kaybettikten sonrasını değil öncesini anlatayım. Ailevi durumum ve yalnızlığım, sürekli şiddete maruz kalmam, beni kimsenin anlamadığı düşüncesiyle tüm yaşama sevincimi kaybetmiş olmam düşünceleriyle hayatıma son vermek, trenin önüne atlamak istemiştim. Benim hayat karşısında savaşmamı gerektirecek, mücadeleye devam etmemi sağlayacak hiçbir etken olmamıştı, yoktu. Ta ki Portuga ile tanışma serüvenimiz başlayana dek. Portuga bana devam edebilmem için yaşam enerjisi depoladı. Hayattaki en önemli şey emin olun sizi anlayabilen birine sahip olmaktır. Sahiplikten kastım hayatınızdaki varlığıdır.

Hayatta en sevdiğiniz şeyi düşünün, sizi ruhuna bağlayan şeyi. Bu bir eşya da olabilir, bitki de olabilir, bu her ne olursa olsun en değer verdiğiniz şeyi kaybettiğinizi düşünün. İşte Portuga öldüğünde beni anlayan tek kişi olan dostumu hayatımdaki en değerli şeyi kaybetmiştim. Gözümün görmediği bir kayıptı bu. Mutluluk bir dostun sizinle konuşup sizi dinlemesinden başka bir şey değildi.

5. Şayet ailenin ekonomik durumu iyi olsaydı her şeyin daha iyi olabileceğini düşündün mü hiç? O zaman bir ağaç ile konuşma ihtiyacı duyar, bir yabancıyla kaçıp gitme planları yapar mıydın?

Annemin evi geçindirmek zorunda olması sebebiyle benimle ilgilenmiyor olması, yine babamın iş bulamaması yüzünden mutsuz ve asık suratlı biri haline gelmesi gibi sorunlar ekonomik altyapıya dayandırılabilir. Eğer ekonomik durumumuz iyi olsaydı, en azından küçük yaşta olan kardeşim ve benimle daha fazla ilgilenebilirdi. Babam bu kaygısından kurtulup bana daha iyi davranabilirdi. En azından ona şarkı söyledim diye beni kemerle dövmezdi diye düşünüyorum. Ya da yılbaşında bana hediye alabilirdi. Tüm bunları düşündüm elbette. Ancak her şeye rağmen bir babanın bu gibi sıkıntılar içinde olması çocuğuna şiddet uygulaması için bir sebep mi? Yahut bir annenin çalışıyor olması çocuğuna ilgi göstermesine neden engel! Her şey yolunda olsaydı kim öz ailesi dururken iyi de olsa bir başkasıyla kaçmayı ister ki? Şeker portakalı ile konuşmak ise sorunlarımdan kaçmak için sığındığım bir gölgeydi. Kendimi eyleme gölgesi.

6. Birtakım iyilikler yapmak isterken yolun kötülüklerden geçiyor, misal öğretmenine çiçek almak gibi bir incelik içindeyken bu çiçekleri başkasının bahçesinden çalıyorsun, babanı üzdüğünü düşünüp onu mutlu etmek için zararlı bir şey olan sigara hediye ediyorsun. Bu tezatlıklarla ilgili ne söylemek istersin?

Sanırım tek bir noktaya odaklanıyorum. Çiçek öğretmenimi mutlu edecektir, sigara babamı mutlu eder gibi. Bu çıkarımların doğru olduğunu biliyorum ama onları gerçekleştirirken seçtiğim yollar yanlış oluyor. Temelinde birilerini mutlu etmenin, işin sonunda birilerinin mutluluğunu görebilecek olmanın bilinci bana diğer etkenleri yok saydırıyor. Öğretmenim Cecilia bu hayatta bana değer veren beni yargılamayan ender insanlardan. Size değer veren birini mutlu edebilmek için elinizden gelenin en iyisini yaparsınız sanıyorum. Ki öğretmenim de bana ayak uydurarak vazoda benim çiçeklerim varmış gibi hayal edeceğini söyleyip beni bir kez daha doğru yola sevk etmişti. Babamınsa benim yüzümden üzüldüğünü düşünerek, vicdanımı rahatlatmak için ona sağlıksız da olsa mutlu olabileceği sigaraları vermek istedim. Bazen hayatın şartları bizi buna zorluyor. Yatağında ölmek üzere olan bir hastanız olduğunu düşünün. Ona ne söyleyeceksiniz ki, çok az bir vakti kaldığını ve çok kötü gözüktüğünü mü? Yoksa ona moral vermek için iyi gözüktüğünü mü? Yalan olduğunu bilirsiniz ama iyi bir amaç için diye ikincisini tercih edersiniz. Benim iyiliğe giderken kötü yolu seçmemi de böyle görün.

7. ‘’Hayal gücü’’, sıradan ve acılı hayatını yenmen için en büyük kozundu. Hayal gücü üzerine söylemek istediklerin nelerdir Zeze?

Hayatta her şey istediğimiz gibi olduğunda, her şey fevkalede kusursuz bir nizamla işlediğinde, mutlu olduğunuzda hayal kurar mısınız? Sanmam. Zaten mutlusunuzdur ve bunu yaşamakla meşgul olmak varken neden hayali birtakım şeylerle uğraşasınız ki! Ben hayal gücümü bir şeyleri keşfetmek için değil, olumsuz giden birtakım şeyler karşısında kendimi korumak için istemsizce kullanmak zorunda kaldım. Birileri beni dinleyip anlasaydı ben bir ağaç ile konuşma, daha da ötesi onu kendimle konuşturma çabası içine girmezdim. Bazı şeylere katlanabilme gücü verdi hayal gücüm bana. Devam edebilmem için, yok sayabilmem için dayanak oldu. Eğer bunu yapmasaydım kendimi Mangaratiba’nın önüne bırakıverecektim. Kabullenilmiş doğrularım vardı, içine düştüğüm çukurlar, çıkamadığım bataklıklar vardı. Hayal gücü hepsinden sıyrılmamı sağladı. Üstelik kimisi için olmayacak şeyleri hayal etmesiyle kendine verebildiği bir cezayken, benim gerçeğin dışına kaçmamı sağlayıp ilerleyebilmeme vesile olan şeydi. Bu yüzden en az nefes almak kadar elzem. Çünkü gerçekler çoğu kez nefessiz bırakabiliyor.

0

Görüşünü Paylaş

Bir duygu seçin... 🌟
Yorumunuz incelenmek üzere gönderildi. Teşekkürler!
Yorumlar yükleniyor...

Yazıyı Paylaş