AYNALARIM YOK

“Aynalarım var. Türlü türlü, renk renk aynalar… Güzelliğinizi başkalarından evvel size söyleyecek, nice sırlar öğretecek aynalar. Mandrake’den el almış, sihirli aynalar.”

“Boşuna kendini yorma Beybaba. Böyle mal satıldığı nerde görülmüş? Kurt yapışmış gibi bağıracaksın ki gelsin millet. Gerçi gelse ne olacak, kim ne yapsın ki senin bu aynaları? Yüz kere dedim sana. Limon sat sen, limon… Salataya limon, çorbaya limon… Oh oh! Karılar da kudurdu bu ara, limon içip zayıflıyorlarmış. Bak Necati ‘nin tezgâhına. Öğlene varmadan bitiyor fileler. Gir onun yanına, ayakçı ol. Zabıta korkun da kalmaz hem. Yahu baktıkça gülme geliyor. Aynayı kim ne yapsın allasen, matrak adamsın valla Beybaba!”

Hay Beybaba’nın şarap çanağına!.. Tövbe tövbe! Ama haklı, aynayı kim ne yapsın? El aynası mı kaldı bu devirde? Gümüş kakmalı, sedeften, titiz ahşap işçiliği, altın yaldızlı… Oval kesilmiş bir cam üzerine sırlı bir kaplama… Sapından tutana bir sihir bahşeden, bir çift gözün içine mahlukatı beşeri sığdıran avuç içi kadar çekmece… Çekmece tabii ya! Gözünü kapattın mı çekmece gibi kapanıverir. Açınca da seni sana sunar. Bakmayı bilirsen. Hey gidi hey!

Bunları böylece anlatsam Süleyman’a “Git işine!” der. Sattığı donların lastiğince gevşemiş ağzı. Beybaba’ymış, edepsiz! Tek derdi tezgâhındaki malı eritip soluğu ganyanda almak olan bu adama aynanın sırrı mı verilir? Limon falan da satmam ben. Varsın Necati’nin önünde sıraya girsin isteyen. Olmadı manavların raflarında dolansın dursun. Ekşisin suratı, buruşsun gözünün bebeği, kilo mu veriyor ne halt ediyorsa etsin. Satmam. Aç kalırım yine satmam. Ölürüm de satmam. Ayakçıymış!

Densize bak hele. Daha bismillah, demeden sinirimi bozdu. Tezgâhın üzerine çıkıp da “Bedava bunlar!” diye çığırmakla bitmez iş. Zamane toyu, ne olacak! “Önce edep.” derdi rahmetli babam. Hangi edep, der oldum ben de şimdi. Her sabah aynı terane.

Gevşek gevşek yanıma gelip tezgâhtaki yeşil aynayı alır. Önce aynanın yüzüne doğru ağız dolusu hohlar. Ekşi ekşi, nefesim kesilir. Boğulacak olurum. Gömleğinin koluyla aynayı parlatır. Yalandan yahu! Gözlerini kısar hafiften, bir şekillere girer sanki Ayhan Işık. Tombalak işaret parmağını yalar. O yapışkan parmağıyla kaşlarını düzeltir. Sonra ağzını açar, in gibi. Daha bu yaşta bakımsızlıktan çürümüş, sapsarı dişlerindeki artıklarını temizler dilinin ucuyla. Güler gevrek gevrek. “Çok yakışıklıyım be Beybaba!” der saçlarını düzeltirken. “Karılar bana hasta. Yemin veriyorum, öl desem ölürler yoluma.”

“Bok ölürler köpek!” dememek için zor zapt ederim kendimi. Hacı adama ağzını bozdurdu, it oğlu! Neyine hasta olsunlar senin, çulsuz! Sen evvela deden yaşındaki adamla nasıl konuşacağını öğren. Yaptığı işe, hünerine, zanaatına saygı duy. Aynacıyım ben, aynacı!.. Toprağı bol olası Kirkor Usta, şu densizin dediklerini duysa kederinden ağlardı. Ayna kutsalmış. Öyle derdi. Yaptığı her aynayı öperdi, göğsüne kordu. Dedesinden öğrenmiş bu işi. “Nerden baksan iki yüz yıllık baba mesleği.

Cam sırlamaya, sap işlemeye bu gözleri verdim bak ben.” derdi. Aynaya bakınca ötesini gören o gözlerden, esrikli hâllerinden korkardım. Ninem de korkardı zaar, “Ecinnili onlar, gitme o bahçeye!” derdi. Giderdim. İyi etmişim, gittim de zanaat öğrendim işte. İlahi Hacı, öğrendin de ne oldu? Limon sat diyor sana, bak hele! Açlıktan öleceksin, diyemiyor. “Bu tezgâhı burada tutmazlar, zabıta gelir alaşağı eder.” de diyemiyor. Naile’nin bakımsızlıktan öldüğünü duymuştur belki mahalledekilerden. Varımı yoğumu çalıp kaçan Nedim’i bilmeyen yok zaten. Bir lokma ekmeğe muhtaç olduğumu, ondan bundan gelenle öğün ettiğimi de bilir. Bilir elbet, gazetelerde boy boy çıktı ya resmim! Somun’un kahvenin önünde, ağlarken pozumu çekti de gazeteci “Sen konuş, ben yazacağım.” dediydi. Ertesi gün gazetede “Babasını Dolandıran Namussuz Evlat” diye yazınca çok sinirlendim hani. Ben namussuz olduğunu bilirdim evladımın da sen ne demeye cümle aleme karşı namussuz dersin Nedim’e? Hadsiz!

Aman, dert insana gerek. Biter mi? Bitmiyor işte. Günlerdir tezgâh başında oturur dururum. Ne gelen var ne giden… Ufaktan bir kız çocuğu yanaşacak gibi oldu az evvel. Anası kolundan tutup çekeledi. Biri gelip baksa keşke; dokunsa birinin sapına, sırrına erişse. “Ne ulvi ustalık, siz mi yaptınız?” dese. Ben de hiç böbürlenmeden “Tabii ya!” desem. “Hepsini ben yaptım.” Bir kaşım havada, elimde şu mercan yeşili ayna. “Ayna yapmak zor zanaat hanım kızım, aynaya bakmak da…”

“Pişt Beybaba, topla tezgâhı!” diyor bir ses. Ben zihnimdeyim. Hanım kıza camın nasıl sırlandığını, incecik gümüşün nelere kadir olduğunu; bakmanın bilmeye kapı, görmenin de eşik olduğunu anlatıyor, anlatıyorum. Süleyman’ın sesi kulağıma gelmiyor. Kulağımın önünü kapatmışlar. O, tekrar bağırıyor. “Kime diyorum Beybaba? Zabıta geliyor, toplasana tezgâhı!” Ses yok.

Elimde mercan yeşili ayna. Aynanın içinden Kirkor Usta geçiyor. “Hakkını helal et, ustam!” diyorum. “Ettim.” buyuruyor. Sonra Naile… Nedim’in elinden tutmuş. Köyde harman yerindeyiz. Saçlarında sarı sarı başaklar, Nedim elinde dedesinin bastonunu tutuyor. İkisi de mutlu. Naile ölmemiş kadar mutlu. Nedim de babasını dolandırıp kaçmamış kadar hayırlı. “Hakkınızı helal edin!” demeye varmadan “Ettik ettik.” diyorlar. Elimde mercan yeşili ayna… Bakıyorum.

Naile ile Nedim de gidince aynanın içinde tek başıma kalıyorum. Baktıkça yüzüm gençleşiyor sanki. Belimin doğrulduğunu, pazılarıma güç dolduğunu; gözlerime fer, ellerime can geldiğini hissediyorum. Aynada gördüğüm adama hoş geldin, diyecekken adam kayboluyor. Bir gürültü kopuyor. Başımı kaldırıyorum. Bir zabit postalı. Tezgâhım ayaklarının altında. “Demedik mi lan sana?” diyor.

Dediler mi? Hatırlamıyorum. Tüm aynaları eziyor. Çatır çutur! Her birinde çirkin yüzünü gördükçe daha da hırslanıyor. Eziyor ha eziyor! Elimdeki aynayı, Süleyman’ın tezgahına, donların içine atıyorum. Süleyman bir şeyler diyor. Kulaklarımın önünde biri var yine. Yabancı değil, Naile.

“Gel!” diyor. “Harman yerindeyim.”

Gidiyorum. Kulağımda kendi sesim,

“Aynalarım yok. Türlü türlü, renk renk aynalar… Güzelliğinizi başkalarından evvel size söyleyecek, nice sırlar öğretecek aynalar… Mandrake’den el almış, sihirli aynalar, aynalarım yok.”

0

Görüşünü Paylaş

Bir duygu seçin... 🌟
Yorumunuz incelenmek üzere gönderildi. Teşekkürler!
Yorumlar yükleniyor...

Yazıyı Paylaş