KURTARILMAK

I.

— Kime aktarılacağı belli mi?

— Evet efendim. Anneme.

— Onun bedeni bu hastalığı birkaç dakika dahi taşıyamaz.

— Bunu biliyor efendim. Bunu kabul ediyor.

— Seninse hala ayların, dikkatli olursan yılların var. Erteleyebiliriz. Annenle biraz daha vakit geçirebilirsin.

— Hayır, bir an önce kurtulmak istiyorum. Yani… İstiyoruz. Annem ve ben. Bir an evvel iyileşmemi istiyoruz. Böylece işime odaklanabilir, ailemi doyurabilirim efendim.

— Seni besleriz, ailenin yaşam kalitesini gözetiriz. Zamanı gelene dek çalışmak zorunda kalmazsın.

— Lütfen… Lütfen yapın artık.

— Pekâlâ. Sadece vaziyeti daha iyi hâle getirmeye çalışıyorum. İhtimalleri imkânsız belleyip arzu etmediğin bir kararı vermeyesin diye olanakların üstünden geçiyorum. Evlat için can vermek gerekli motivasyonun icadını kolaylaştırır ancak anadan ayrılmak çok daha külfetlidir, ne teskin ne nutuk dinler. Özellikle senin durumunda: Gitmişin gidişine sebep bir kalan konumunda olacaksın. Şimdi can korkun gözüne örtülmüş perde gibi bunu senden gizliyor. Ancak perde kalktığında baktığın açı genişleyecek. Bak, öngöremediğimiz pişmanlıklar keskin olur. Kolay dağılmaz ama epey yayılır. Yolu rüsva, yolcuyu murdar eder. Gör, onulmaz bir yarayla ölmeyip de katbekat ağırıyla yaşamanı istemiyorum.

— O bunu kabul ediyor. Seve seve, dedi. Seve seve! Ben de yaşamak istiyorum! Hem hakkım da, hayatın eşit yani adil olması için daha yaşamam gerek; gencim, zaman hakkım!

— Vakit, kendinden ibarettir, algımızı ve algıladığımızı çevreler. Doğrusu, adalet de vaktin içindedir. Bu yüzden vakte hükmedemez.

— Ama yaşam zamana bağlıdır. Çünkü benim saniyede ne kadar düşünebileceğim, dakikada kaç metre koşabileceğim aşağı yukarı bellidir.

— Yaşamı matematikle kısıtlamak, vakti rakamlarla takibe yeltenmek, anları mücevher gibi biriktirmek; insanoğlunun en büyük -ne yazık- belki de en dönülmez hatası oldu. Şimdilik bu konuyu ağız dalaşına varmadan bırakalım. Kararının değişmeyeceği aşikâr. Seni uyardığım, sorumluluğumun gerektirdiği telkinleri bir bir dillendirdiğim aşikâr. Seçimin doğrultusunda vedalaştıysanız, hadi çağır anneni.

Adam köşkün kapısına çıktı. Bahçede tanışlarıyla helalleşeduran annesine “vakit geldi,” dedi. Kadın, yeni yaşlarını sırılsıklam olmuş eşarbına sildi. Adama sarıldı. İkisi birden alkışlar eşliğinde kapıya ilerlediler. Kadının dudaklarından arka arkaya “oğlum için” kelimeleri sızıyordu.

“Zaten ancak fısıltısından aldığı güçle bir sonraki adımın üstesinden gelebiliyor” dedi Efendi salonda nöbet tutan askerlere: “Eşikten iki vücut daha geçti. Biri ölüme, biri yaşama. Vaktinde biri ötekinden doğmuş bu iki vücut, epeydir ayrıldıklarını, şimdiyse tamamen kopacaklarını düşündükleri anda, bu eşikte yeniden mevcut oldu: Ah bir görseler ikisi de aynı yol. Bir bilseler, yalnız ölümden de yaşamdan da korkanlar için azaptır bu ol!”

Ana-oğul salona girdiklerinde anne, oğlunun kollarından kurtulup kendini Efendi’nin ayakları dibine bıraktı. “N’olur kurtar oğlumu,” diye dövünmeye başladı. “Ben kimsenin canını bağışlayamam, kimseninkini alamayacağım gibi. Bana lütfedilen fazladan bir seçenek sunmak. Kader denilen şu bin bir pencereli duvarda yeni bir cam açmak yalnızca. İhtimali sundum, değerlendirmek istediniz,” dedi Efendi, adama bakarak. Kadın dinlemeden ve dinlenmeden dövünmeye, ezbere aldıklarını tekrarlamaya devam etti. Efendi eğildi. Kadının çenesini tutup yüzünü yüzüne kaldırdı, gözleri birbirlerinin suretine alışıncaya dek bekledi: “Ancak sevgiden doğan bir fedakârlık güdüsüyle gerçekleştirilebilecek bu alışveriş. Lakin bu fedakârlık için gereken sevgi; yalnız aşkla, yalnız kanla, yalnız borçla olmaz. Hepsi birden lazım! Oğluna duyduğun sevgi böyle mi?” “Kurtar onu,” dedi kadın, dişlerinin arasından.

Efendi anladı: “Rahmeti benden değil, kendinden dileniyorsun. Bana yalvarmıyorsun, biliyorsun ki zaten istediği takdirde onu kurtaracağım. Sen hâlâ kendini ikna etmeye çalışıyorsun. Önce öğrenip öğrettiğin her şeyi unut ve söyle: Oğlunu gerçekten de bir nefesten çok mu seviyorsun?” Kadının ağlaması kesildi. Yüzünü önce oğluna, ardından zemine, son olarak da Efendi’nin gözlerinin ta dibine çevirdi. Sustu. Efendi adama döndü: “Annenin rızası geçerli değildir. Başka birini bul ya da vazgeç, yoluna devam et.”

Kadın ayağa kalkıp kapıya yöneldiğinde oğlu, üstünde ölüm iyiliği, ağzından köpükler saçarak annesine saldırdı. “Söz vermiştin,” dedi; “kurtaracaktın beni,” dedi; “senin yüzünden öleceğim,” dedi. Bir süre boğuştular. Efendi’nin işaretiyle duvar diplerinde bekleyen nöbetçiler döngüye müdahale etti. “Anneyi çıkartın buradan,” diye buyurdu Efendi: “Bekleyenlere de söyleyeceğim sözleri tekrarlayın: Annenin rızası kabul olsa da, talibin işleyişe yaptığı saygısızlık bağışlanamaz derecedeydi, bağışlanmadı.”

Efendi, annenin salondan çıkarılmasını bekledi. Sonra adamın ölünceye kadar Bekleyiş Burcu’na kapatılmasını emretti.

II.

Ertesi gün Efendi’nin huzuruna yazar olduğunu söyleyen yaşlıca bir kadın çıktı. Methini duymuş, şahsen tanışıp destanını yazmak istemişti. Efendi, kendisi dâhil emrindeki kimsenin okuma yazması olmadığı hâlde bu fikri çok değerli buldu. Yaşlı kadından bir şiirini okumasını istedi. Duydukları karşısında büyülenen ve bunu pek az insanın gördüğü gülümsemesiyle dışa vuran Efendi, yazarı içten ve evrensel iltifatlarla tebrik etti: “Siz, dünyayı anlamak için atılması mühim bir sürü adım atmışsınız, üstat. Biliyorum ki yaptıklarım, yazdıklarınızla abartılmayacak, anlaşılacaktır.”

Fakat yazarın içine baktığında, vücudunda hızla artan hücreler gördü. İlahi kuvvetiyle, yazara iki aylık ömür biçti: “Costello Hanım, bu destanı yazmak ne kadar vaktinizi alır?” “İki senelik yolculuğumda sırf bunu düşündüm, sırf buna çalıştım. Burada geçireceğim bir sene içinde tastamam ederim.” “Ne yazık, hastasınız. Hücreleriniz öyle sık çoğalıyor ki birkaç ay içinde öleceksiniz.” “Demek öyle,” dedi yazar: “Üzüldüm doğrusu. Siz benim başyapıtım olacaktınız.” “Hastalığınızı devralmak isteyecek kimse yok mu?” “Buraya ulaşmam iki yıl sürdü. İki gün sürmüş olsaydı bile dönüp hiçbir tanıdığımdan isteyemezdim bunu.”

Efendi düşündü. Yazının önemini düşündü. Sözlerin değiştikleri, genleşip daraldıkları hâlde kalması, hem eklenip birikerek hem de tıpatıp yayılması karşısında afalladı. Ölüm ve yaşam ayırt edilemez iki yoldu. Tek değildi ama birdi. Peki ölümsüzlük ve yaşamsızlık bir miydi? Bu konuda şüpheleri vardı. Ölümsüzlük anımsanmaktır, fikrine kanaat getirdi sonunda.

O halde yaşamsızlık da unutulmaya çıkıyordu.

Bu iki birbirinin tıpatıp aynısı yol kendi zıtlıklarıyla bir kavram olarak ele alındığında nasıl da ayrışıyordu.

Kendi yarattığı uzun sessizliği yine kendisi bozdu: “Destanı tamamlamanız bir sene sürer demek. Anlatacaklarımsa bir ayımızı doldurmaz. Kelimeler ne acayip değil mi Costello Hanım. Düşünmenin, dillendirmenin ve yazmanın ağırlığı bambaşka. Bana Efendi diyorlar, sırf yaptıklarımı yapamayacakları için. Hâlbuki yaptıklarını yapamayacağım öyle çok şey var ki… Konuştuğum herkesin ismini bilirim, ezberimde tutarım. Konuştuğum kimse adımı bilmez. Hem bir an olsun gizlemedim ailemin beni çağırdığı ritmi. Her fırsatta tekrarladım. Fakat bu köşke yerleştim yerleşeli kimse sormadı adımı. Öyle çok sormadılar ki önce kendimi tanıtmayı, zamanla kendimi tanımayı, abarttığımı düşüneceksiniz ama sahi, adımı unuttum. Efendi diyorlar bana. Bense korkuyla kendime Efendi diyeceğim zamanı bekliyorum. Şimdiden çok uzattım, herhalde dediklerim kalacak diye. Ne görülmeye değer bir illüzyon! Kıssası: Kelimeler olmasaydı varlık ve yokluk da olmazdı.”

“Peki ya hiçlik?” “Hiçlik zaten hiç. Elimi tutun lütfen.”
Yazar anlama çabasına girmeden, isteği şaşkınlıkla yerine getirdi.

Efendi’nin bedeni hastalığı kabul etmek istemedi. Efkâr ve madde, vücuda hâkim olmak için taraf tutması güç bir savaşa tutuldu. Saniyeler süren bu savaş Efendi’nin duyup gördüğü tüm muharebelerden daha zorlu geçti. Sonunda yazar içinin çekildiğini duyumsadı. Yüzündeki kaslar gerildi, göz bebekleri, yeni doğan bebeğinkiler gibi küçüldü.

Efendi nefes nefese gerileyip koltuğuna oturdu, yaverinden su istedi. Sonra gülümseyerek yazara döndü: “Hikâyeye nereden başlamamı istersiniz?”

***

0

Görüşünü Paylaş

Bir duygu seçin... 🌟
Yorumunuz incelenmek üzere gönderildi. Teşekkürler!
Yorumlar yükleniyor...

Yazıyı Paylaş