PRENSES

“Uluslararası alanda faaliyet gösteren müessesemizin prenses kadrosunda istihdam edilmek üzere tecrübeli eleman alınacaktır.

İlanı görür görmez içini tarif edilemez bir heyecan ve sevinç kapladı. Bir sıcaklık yayıldı içine ılık ılık. Yanaklarının al al olduğunu hissetti. Heyecanlanınca avuç içleri terlerdi. Onları eteğine sürtüp kurutmayı denedi, başarılı olamadı. Yüzüne tuhaf bir gülümseme gelip yerleşti. Yıllardır sabırla beklediği pozisyon için ilan verilmişti sonunda. Hemen CV’sini yazmaya karar verdi. Tecrübeli prensesin vücut bulmuş hâliydi nihayetinde. Ondan iyisini mi bulacaklardı sanki? Özellikle tecrübe konusunda kimsenin eline su dökebileceğini düşünmüyordu. Öyle ki İngilizce, Almanca, Fransızca, İtalyanca ve Çinceyi ana dili gibi konuşur, hemen hemen bütün dünya dillerini derdini anlatacak kadar bilirdi. İstense protokol ve görgü kurallarının kitabını yazardı. Şiir gibi dans ederdi. Özellikle vals severdi. Sesi çok güzeldi. Şarkı söylerken onu dinleyenler âdeta büyülenirdi. Yalnızca sesi mi, kendisi de çok güzeldi. Su gibi duru, bahar kadar tazeydi. Ev işlerinde de kendini yetiştirmişti. Biçki, dikiş, nakış bilirdi; ev temizliğinin âlâsını yapardı. Çamaşır, bulaşık, ütü onun için âdeta boş vakit eğlencesiydi. Bir aşçı gibi yemek pişirirdi. Yemeklerini yiyenler parmaklarını yerdi… Bütün bunların CV’sinde olmasına karar verdi. CV’sini yazmaya başlayınca ellerinin titrediğini fark etti. Nedeninin heyecan mı, sevinç mi olduğunu anlamadı. Yıllardır sabırla beklediği ilan için hazırda bir CV bulundurmadığına şaşırdı.

Kişisel bilgilerini bir çırpıda yazdı. Sıra iş tecrübelerini yazmaya gelince duraksadı. Kariyerinin kronolojisini düşünürken eski günlere gitti aklı. “Neydi o Külkedisi günlerim?” dedi kendi kendine. Anıları canlandı gözünün önünde. Üvey annesinin onu sürekli ev işlerine koşturmasını, kız kardeşlerinin onunla alay etmelerini, öz babasının kendisini yok saymasını üzüntüyle hatırladı da bunca zaman geçmesine rağmen tazeliğini koruyan bu olaylara öfkelenip ağzından kötü bir tek söz çıkmadı. Nazik, iyi ve alçakgönüllü olmak, onun göbek adıydı sanki. Yeri geldiğinde, “Ev işlerindeki maharetimin temelini üvey annem atmıştır.” der, tüm eziyetlerine rağmen üvey annesinin hakkını da teslim ederdi. Mizacını ise öz annesinin ölmeden önce verdiği nasihat çizmişti. İyilikten yana olduğu sürece Tanrı’nın yanında olduğuna inanır, annesinin cennetten onu izlediğini bilirdi. Öyle de olmuştu zaten. Yoksa oğluna eş bulmak için kralın düzenlediği baloya nasıl gidecekti ki? Gözlerini kapadı. Prensle dans ettiği pırıltılı ve ışıltılı üç gece, zihninde bir tablo gibi belirdi. Sonra gözlerini yavaşça açıp muzipçe güldü. Elbise odasına gidip baloda giydiği ayakkabılarını ayağına geçirdi ve kendini hayali prensin kollarına bırakarak evin içinde dans etmeye başladı. Boy aynasının önünden bilmem kaçıncı geçişinde birden durdu. Kendisini seyretmeye koyuldu. Erkek kesim saçlarını elleriyle taradı, onlara şekil verdi. Sonra da “Ah Rapunzel!” diye inleyerek en yakın koltuğa kendini bırakıverdi. Saçlarını kestirdiği güne belki de lanet okuyacaktı ama ayıp sözler söylemesine aldığı terbiye müsaade etmediğinden sadece hayıflanmakla yetindi. Saçlarını kısa sürede bir kule yüksekliğinde uzatamayacağı gerçeği moralini bozmuştu ki yüzü aydınlandı birden. “Kaynak, evet evet, kaynak yaptırabilirim.” diye geçirdi içinden. Bulduğu çözüme sevinerek “Tabii canım, eğer eski günlerdeki gibi çok uzun saçlara sahip bir prenses olmamı isterlerse saçlarıma kaynak yaptırabileceğimi firmaya söylerim.” dedi seslice. Sonra bu işin maliyetini hesapladı kabaca. Yüklü bir hesap çıkardı kendince. “Masrafı firma üstlenmeli.” diye mırıldandı. Bunu sözleşmede özellikle belirtmeye karar verdi. Zaten iyi bir sözleşme yapmayı epeydir kafasına koymuştu. Mesela eskisi gibi yedi erkek cücenin çamaşırını, bulaşığını yıkamaya, evlerini silip süpürmeye hiç niyeti yoktu. Can güvenliğini tehlikeye atacak türden istekleri de reddedecekti. Öyle zehirli elma falan yemenin çok eskilerde kaldığını usturuplu bir şekilde anlatacaktı firma yetkililerine. Bir de sırf öperek ölümden döndürdü diye onu öpen prensle evlenme dayatmasını kabul etmeyecekti. Hem Pamuk Prenses olduğu dönemde hem de yüz yıllık uykudan uyandığında hiç tanımadığı prenslerle bu şekilde evlenmişti. Gerçi mutlu olmasına olmuştu ama koca olabilecek diğer beyaz atlı prensleri, şehzadeleri de merak etmekten kendini alamamıştı uzunca bir süre. Alternatif prens adayları olması gerektiğini de usulünce anlatacaktı. Zihninde bir şimşek çaktı birden. Yüz yıl uyuduğundan bahsetmemeye karar verdi. Önünde sonunda prenses de olsa yüz yıl uyuyan miskin biriyle çalışmak istemeyebilirlerdi. Bir de kurtarılmayı bekleyen, çaresiz, güzel ve masum prenses profilinden çıkmak istiyordu. Devir değişmişti ne de olsa. Sosyal sorumluluk projelerinin hamisi olan, güzelliğinden çok, zekâsıyla ön plana çıkan bir prenses olmalıydı artık. Hem şu, üzerine yapışmış pasif ve itaatkâr kadın görüntüsü de neyin nesiydi Tanrı aşkına? Prenslerle her alanda koşulsuz eşitlik isteyecekti. Eşitlik mevzusu, yapacağı sözleşmenin olmazsa olmazıydı.

CV’sini tamamladı, göndereceği adresi kontrol etmek için ilana tekrar bakarken gözü başka bir ilana kaydı.

Firmamızın ürettiği kırmızı başlıkların tanıtımında görev alacak prezantabl bayanlar aranmaktadır.

“Belki de yeni bir kariyer planlaması yapmamın zamanı gelmiştir.” dedi ve hiç düşünmeden adres çubuğuna başlık üreten firmanın ileti adresini yazıp CV’sini gönderiverdi. Aldığı bu ani karara kendisi de şaşırmıştı ama yeni bir maceraya atılmanın heyecanı da tüm bedenini sarmıştı.

Elektronik postasının gelen kutusunu kontrol etmekle geçti günler. Bilgisayarını her açtığında -istisnasız bir şekilde- düzenlenen bir törenle kariyerine yeni bir sayfa açacak sözleşmeyi imzaladığını, törene basın mensuplarının davet edildiğini, firmanın marka değerini hayal edilemeyecek bir seviyeye getirdiği için firma sahibinin törende minnet ve sitayiş dolu bir konuşma yaptığını farklı farklı senaryolarla hayal etti. Nihayet bir gün kırmızı başlık üreten firmadan cevap geldi. Yazıyı merak ve heyecan içinde okumaya başladı:

Sevgili Prenses,
CV’nizi okuduğumuzda oldukça şaşırdık ve mutlu olduk. Eski bir prensesin firmamızda çalışmak için insan kaynaklarımıza başvurması bizi ziyadesiyle onurlandırdı. Ne var ki göz kamaştırıcı kariyerinizin ve üstün meziyetlerinizin aradığımız pozisyon için uygun olmadığını üzülerek bildirmek zorundayız. Bununla birlikte yaşınıza hürmeten ve vermiş olduğunuz hizmetlere karşılık, firmamız size henüz kamuoyuna duyurmadığımız “büyükanne” pozisyonunu teklif etmektedir. Büyükanne pozisyonuyla ilgileniyorsanız…”

gerisini okumadı. Diz üstü bilgisayarının kapağını sertçe kapattı. Odanın içinde ter ter tepinip avazı çıktığı kadar bağırmaya başladı. “Eski prenses öyle mi? Hadsizler! Terbiyesizler! Yaşıma hürmetmiş! Ben sizi beğenmediğiniz yaşım kadar… Büyükanne pozisyonuymuş! Sen al o pozisyonu…” Tepindikçe bağırdı, bağırdıkça tepindi ve giderek çirkinleşti. Öfkeden deliye dönmüş bir hâlde yatak odasına geçti. Yatağın ucuna oturdu, derin derin nefes aldı. Bir süre sonra sakinleşti. Munis, sevecen hâline geri döndü. Odanın bir köşesinde kaderine terk edilmiş, uzun zamandır kullanılmayan eski ayna geldi aklına. Üzerindeki kadife örtüsünü çekip attı aynanın. Gümüş çerçeveli aynada kendini görünce en şirin hâliyle seslendi. “Ayna, ayna! Söyle bana…”

0

Görüşünü Paylaş

Bir duygu seçin... 🌟
Yorumunuz incelenmek üzere gönderildi. Teşekkürler!
Yorumlar yükleniyor...

Yazıyı Paylaş