sarıldığım bütün taşlar çamura batıyordu birer birer
seninle uzak olduğun bütün mekânlar
sonsuz bir viraneydi benim için
sonsuzluk burada
uçsuz bucaksız değil, çok boğucu bir anlamdır
viraneler peygamberlerin yeridir
harabeler filozofların, hiç koku yok, duysana
hangi sokağın sesi
senin kokunla geldi ki bana
senin görmediğini
bende görmedim sadece gördüm sandım
ölürsek bir sokağa kalır bedenimiz
yaşarken bir dünya olur
seninle ışığa dokundum ben
sensiz karanlığın sığınağıydım
hani, hani bir çocuk ağlayışı sonrasındaki
sessizlik
parçalanır sağır sultanın kulağı bile
körleri öp gözlerin renk görsün
bir çocuğa sarıl
yağmurda ıslan
bir şiiri sesine hasret kıl
beni bulursun belki
dağların şarkıları da yalan artık
herkes suskunluğu mesken eylemişken
biz kendimizi kandırdık
çünkü inandık, rüzgârın uğultusuna bile
anlam ektik
bir sarhoşun sezgisine inansaydık eğer
aynı yolda bir ezgiydik belki de
kimse kırılan sözleri duymadı
ki duymadığı için kırıldı sözler
kırılan camlar gibi
sözler de dilimizi kesti, ellerimiz zaten kan içindeydi
ve bir daha dillendirilmedi bildiklerimiz
ve biz sustuk bilmediklerimizle
ve herkes sustu bu muamma içinde
şimdi suskunluk suçlu bir karakterdir
bir zamanlar konuşmanın suçlu olduğu gibi


