paslanarak uzanıyorum dudaklarındaki demir yığınlarına
asırlık bir şiir ustası şiirlerini ustura ile keserken
iyileşemeyen şeyler gülüşümde gizli ey gülünç fırtına!
bir insanın hüznü diyorum
gövdesinden daha büyük olabilir mi
şimdiden söylüyorum
beni neye benzettiyseniz ben o değilim
siz ifritlerle iftar sofrasına otururken
aşk kendini adalete benzetiyor
şimdiden söylüyorum
aşk kendini neye benzettiyse o değildir
merak ediyorum tanrı’nın rehberinde adalet kayıtlı mı acaba
(bu sözü biraz sonra darağacına gönderelim)
gidin adamakıllı bir adak bulun, diyor aldatanbilimci
kuru ağaçlarla evrensel bir karışıklığa dönüşüyorum
yeşil diye bir ad hatırlıyorum
sözlüklerde melez bir din olarak da geçiyor, sanırım
ibranice bilseydim, diyor içimdeki karaoyuk
kendimi taşlatmak zorunda bırakmazdım
fakat firavun diye biri var ortalıkta dolaşan
her gün insanoğulları’nı ahlak’tan kovuyor
herkes aşk’ın liderliğinde bozuyor aşısız oruçlarını
aklınızda bulunsun: ahlakçılar hikâyeyi genellikle abartıyorlar
ve siz toplum kurallarına haşhaş tohumu ekmeyin diye
gömlekleri de genellikle düğmesiz yapıyorlar
eskiden şekilli kehanetlere alef harfi ekliyorlardı
yorumlar yenilendikçe dikkatleri azaldı
ey gülünç fırtına iyileştirebilir misin gülüşümdeki çarpıklığı!
asırlık bir şiir ustası şiirlerini ustura ile kesiyor
paslanarak dudaklarına uzanan demir yığınları varken ağzımda
pass over
































































































































































































