BİRİSİ

Daha demincek birisi çıktı şu kapıdan. Onun yemek yediği masayı yenice temizledim. Yarım bıraktığı ekmek dilimini, pasajın kedisine, et suyuna bandırıp verdim. Tabakları bulaşıkçının önüne koydum. Bulaşıkçı iki büklüm olduğu lavabodan ağır ağır doğruldu. “Abi bitmeyecek mi?” dedi. “Akşama çok var biter mi hiç, daha kimler gelecek kimler gidecek.” dedim. Bulaşıkçı lavaboya yeniden eğildi yıkamaya devam etti. Sonra geldim içeri. Haberler vardı, bir yerlerde birilerine bir şeyler oluyordu. Hah, ne diyordum o kalkıp gidenin oturduğu sandalyeyi de düzelttim. Şimdi bir başkası gelir diye ekmek kovasını doldurdum. Tuzluğu, karabiberi masanın ortasına koydum. Pembe saman kağıtlarından bitmiş, yenilerini ekledim. Yerdeki ekmek kırıntılarını süpürdüm. Masada kalan kâğıdı tam alıp çöpe atacakken ufak bir not olduğunu gördüm. Merak bu, açtım baktım, okuyamayınca çöpe onu da attım. Sonra bir ses, sonra bir ses daha… Baktım birisi musakka ile cacık istedi, başka biri daha bana seslendi. Acıkan geldi. Konuşan, susan, bağıran, çağıran ooo; ben diyeyim yüz, sen de yüz elli kişi doldu taştı azaldı çoğaldı.

Nefes alayım diye kapıya çıktım. Güzel bir yemek yemişim gibi iştahla bir sigara yaktım. Hop teşrifatçı yanaştı. “Bir sigara ver dostluğumuz artsın.” dedi. “Yok.” dedim. Cebimden bir dal çekti. Dudaklarının arasındaki konuştukça oynayan sigarayla anlatacaklarını tarif ediyormuş gibi, “Ee ne diyorsun?” dedi. “Ne oldu lan?” dedim. “Duymadın mı adamın biri ölmüş ya!” dedi. “Hangi adam?” dedim. “Kim olduğunu nereden bileyim canım, pasajda anlatıyorlardı da oradan duydum.” diye ekledi. Öyle laf olsun diye söyleyiverdi bunu.

Birileri geldi, içeri girdi. “Tut şunu geliyorum.” Dedim, sigarayı uzattım. Kapıdan girmeden dumanı üfledim. Çorbaları saydım. Söğüş de yaparız dedim. Temiz masalardan birine oturdular. Peşlerinden siparişlerini masalarına koydum. İştahla yemeye başladılar.

“Bizden mi yemek yemiş?” dedim elindeki sigaramı alıp. “Öyledir tabii abi, baksana herkes bir kere de olsa adım atıyor buraya.” dedi. Kalkıp gidenler, yeni gelenler ertesi gün uğrayacak olanlar, bir daha hiç gelmeyenler, koca bir şehrin açlığını izleyenler… Hepsi geldi geçti zihnimden. Hangisiydi acaba, dedim kendi kendime. Çok yiyen mi, ekmeğe yumulan mı, çorbayı kaşıksız içen mi, köyden pazara gelen mi, iştahsız olan mı, tatlı da isterim diye elini kaldıran mı… “Bitmek bilmiyor bulaşıklar ve insanlar.” dedim. Duymadı. Daha az önce buradaydı derdim, biri sorsaydı. Az önce burada olanlardan hangisi! Oradan patron atılırdı, kaç kişi az önce uğradı biliyor musun sen bu lokantaya, derdi. Pasaja giren çıkan belli mi sanki diye öfkelenirdi. Sonra bitince cümleleri, paraları ayırmaya devam ederdi. Keşke soran olsaydı. Kim derlerdi. Hangisiydi diye sorarlardı. Bilmiyorum derdim. Ettiğim lafı unutup yemekleri sayardım.

Ben öyle bunları düşünürken teşrifatçı başka yere gitmiş de gelmiş gibi bakıp yüzüme, “Bana mı dedin abi?” dedi. “Yok, öyle kendi kendime konuşuyordum.” derken, “Buyurun, buyurun boş yerimiz var!” dedi insanlara doğru yöneldi.

Sandalyeler yeniden doldu. İsimler, yüzler birbirine girdi. Sigaram bitti. İçeri girdim.

Birisi “Çorba ne var?” diye sordu. “Mercimek, tavuk suyu, kelle, paça, domates var.” dedim. “İstemem.” dedi. “Tas kebap, tandır kebap.” dedim. Gitti. Kapı açılınca kedi göründü. Aklıma masadaki okuyamadığım not geldi. İstemem diyen adam pasaja girdi. Gözden kayboldu. Acaba o da gitti de bir yerlerde öldü mü, kim bilir belki de âşık oldu.

0

Görüşünü Paylaş

Bir duygu seçin... 🌟
Yorumunuz incelenmek üzere gönderildi. Teşekkürler!
Yorumlar yükleniyor...

Yazıyı Paylaş