RÖPORTAJ KUTUSU: DEMET EKER

Demet Eker, 1977 Denizli doğumlu. Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesinden mezun. Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeni olarak çalışıyor. Öykü yazmaya 2016’da başladı. Öyküleri ve yazıları; Ecinniler, Öykü Gazetesi, KE, Edebiyatist, yeni e, Şahsiyet, Patika, İshak, Oggito, Prolog, Litera, Yük, Buluntu Kutusu gibi pek çok basılı ve çevrim içi ortamda yayımlandı. İlk kitabı “Kırkyama” Epona etiketiyle 2022 yılının şubat ayında okurla buluştu.

İlk kitap heyecanı diye bir şey vardır, eminim ki siz de bunu yaşamışsınızdır. Kırkyama’nın oluşum aşamasından bu yana olan heyecanınız sonrasında karşılığını buldu mu?

İlk kitap heyecanı gerçekten var. Öyle sancılı bir süreç ki çok zor tarif edilir. Edebiyatı öğretme kısmındayken öyküler yazmaya başladım. Hayalini kurmak bile zor geliyordu. Yavaş yavaş hayal etmeye başladım. Sonra bir baktım ki dosya ortaya çıkmış. Kendi içinde üslup olarak bütünlük de arz ediyor. Neden olmasın, demeye başladım. Yayınevlerine gönderme ve dosyanın kabul edilmesi derken 14 Şubat’ta Kırkyama raflardaydı. Çok hızlı, çok sancılı, çok keyifli ve aynı zamanda çok heyecanlı bir süreçti. Hayalin gerçek olmasına dönüşen bir süreç. Sonrasında unutacak gibi olduğumda gidip kitaplığımdaki Kırkyama’ya bakıyorum. Hemen bir gülümseme yerleşiyor yüzüme. Ama artık ayakları daha sağlam basan bir heyecan var. Edebiyat dünyası açısından değerlendiremem bu heyecanın karşılığını, zaman gösterecek.

Kitabınızın sonunda bir teşekkür mesajı yer alıyor. Günümüzde aşağı yukarı tüm platformlarda edebiyat, sanat, spor, müzik vb. alanlarda hep bir çekememezlik, birbirini engelleme, köstek olma gibi durumlar vuku buluyor. Destek olanlar ve olmayanlar bağlamında edebiyat camiasını nasıl değerlendirirsiniz? Birilerinin desteği yahut eksikliği yazma motivasyonunuzu nasıl etkiler? Yazmayı bırakmayı düşündüğünüz bir süreç yaşadınız mı? İnat mı etmeli, ara mı vermeli?

Kitabın sonundaki teşekkür bir hakkın teslimiydi.

Tanıştığımız ve yollarımız kesiştiği için mutlu olduğum ve değer verdiğim insanlar hepsi. Teşekkürü daha da uzatamadım. 🙂 Üstümde bir virgül de olsa emeği olan ve öykü yazmada farkındalığımı arttıran herkese bir minnet borcuydu. Hepsine çok değer veriyorum. Edebiyat camiasındaki çekişmeleri, grupları gözlemliyorum elbette. Herkesin yoluna, tarzına saygı duyuyorum. Ben, bütün çatışmaların ötesinde, benden istenen desteğe kulak vermeye ve elimden geleni yapmaya dönük bir anlayışa sahibim. Çok seslilik ve çok renklilik iyi, deyip kendinden olmayana sırt çeviren bir algım yaşama bakışımda da yok. Öykülerimi ben yazdım ama dışarıdan nasıl anlaşıldığını öğrenmem gerekiyordu. Zaten beni harekete geçiren motivasyon etrafımdaki insanlar değildi. Onlar, yazma sürecinden sonra yanımda olan insanlar. Mesela babam, Güladam. Asıl motivasyon oradan geliyor. Şimdi hayatta değil ve ben yazmaya devam ediyorum. Dolayısıyla yazmayı bırakmayı hiç düşünmedim. Yazdıklarımı okuyan ve fikirlerine değer verdiğim insanların yanımda olması büyük bir kazanç elbette. İnadına yazmak, derim kısacası.

Kitabınızı okuduğumuzda iyi bir coğrafya gözlemcisi olduğunuzu anlayabiliyoruz. İnanışlar, ritüeller, gelenekler, görenekler, günlük yaşamlar vb. unsurlar ustalıkla işlenmiş. On üç öyküden oluşan kitabınızın başlıklarının bir kısmı da yerel söyleyişten gelen isimlerden oluşuyor. Bulunduğunuz coğrafyaya uzak kalmayışınız çok gerçekçi öyküler yaratmış hâliyle. Bu da okuru yakalıyor şüphesiz. Öyküde kurgu mu yoksa yaşadığınız gerçeklikleri öyküleştirmek mi evla? Bu vesileyle öykülerinizin oluşum aşamasını dinlemek isteriz.

Teşekkür ederim öncelikle. Evet, iyi bir gözlemci ve iyi bir dinleyici olmanın getirileri oldu. Mesleki birikim, araştırma derken Kırkyama ortaya çıktı. Okurlardan da buna benzer sorular geliyor. O öykülerde anlattıklarımın hepsini yaşamış değilim. Yaşadıklarımdan, gözlemlediklerimden bir an bulup o anı kurguya çevirmek benim işim. Gerçeğin ve kurgunun harmanını iyi yaptığımızda iyi metinlerin ortaya çıktığını düşünüyorum.

Edebiyattaki “kirlilik” eleştirilerine katılıyor musunuz? Herkes yazar, herkes şair neredeyse şu günlerde. Değerini elbette tarih belirleyecektir fakat çoğu da çöp olup gidiyor zaten. Bu konudaki düşünceleriniz neler, herkes yazmalı mı? Aynı zamanda yazma heveslilerine neler tavsiye etmek istersiniz?

Ben bu kadar keskin söylemleri sevmiyorum. Evet, pek çok şair ve yazar var. Fakat zaman içinde kalıcılıklarını anlayacağız.

Nitelikli olanlar antolojilere girecek. Dolayısıyla zamanın biçtiği değeri görmeden bir şey söylemek çok doğru değil. Herkes kendi yolunda giderken ve çabalarken buna ancak saygı duyabilirim. Herkes yazsın ama kimse kibirlenmesin. Zaman, çok iyi bir eleştirmen.

Yazma heveslilerine tek tavsiyem yazmaktan vazgeçmemeleri. Başarısızlıklar onları yazmaya küstürmesin. Bir tane başarı hikayesi için kaç başarısızlık yaşandığını hiçbirimiz bilemeyiz.

Edebiyat camiasına adım attığınız ilk günlerden bu yana elbette bir sürü olay ve durumla karşı karşıya gelmiş olmalısınız. Beklentileriniz ve yaşadıklarınız çerçevesinde ele alırsak nitelikli bir edebiyata giden yol nereden geçiyor ve siz bu yolun neresindesiniz?

Edebiyat camiasına adım attığımdan beri beni şaşırtan olay ve durumlara şahitlik ettim elbette. Bazen hayal kırıklığına da uğradım fakat yolumda ilerlemeye devam ettim. Sanatta genelgeçer ölçütleri karşıladıktan sonra nitelikli edebiyata giden yol çok çalışmaktan, azimden ve pes etmemekten geçiyor. İçsel bir motivasyon da gerekiyor. Ben, bu yolun çok başındayım.

Hayallerim var, yapmak istediklerim var. Bana “yazar” diyorlar şimdi ve ben bunun hakkını vermeyi isterim en dolusundan. Yol uzun, vakit ne kadar bilmiyorum. Sonunda karşıma ne çıkacağını da… Yolumda devam ama!

Günümüz dünyasına baktığımızda sosyal medyanın getirdiklerini göz ardı edemeyiz. Popüler kültürden edebiyat dünyası da nasibini alıyor. Herkes bir zümreye sırtını dayamadan kendini kabul ettirmenin zorluğundan, salt iyi yazmış olmanın yetersizliğinden dem vuruyor. Hatta sosyal medya hesaplarımızın kalabalığı bir güç olarak görülüyor. Bu konular hakkında görüşleriniz nelerdir?

Çok haklısınız. Bir zümreye sırtını dayayanlar, popüler kültürün ekmeğini yiyenler bir tarafta; yaptıklarıyla veya işleriyle var olmaya çalışanlar diğer tarafta. Bir zümreye sırtını dayayanlar arasında çok başarılı olanlar da var, edebiyat anlamında içi boş olanlar da… Sosyal medya desteğini sonuna kadar kullananlar da… Açıkçası bu camiada yer almaya başladığımda ben durumun farkında bile değildim. Zamanla anlamaya başladım diyebilirim. Yaşadığımız çağda network oluşturmak için bir sosyal medya gücüne de ihtiyacınız oluyor, yadırgamıyorum. Fakat kendi doğal akışında ilerleyen işleri daha samimi ve gerçek buluyorum. Sosyal medyadan beni bulup para ya da kitap karşılığında Kırkyama reklamı yapacağını söyleyenler oldu. Ben, böyle şişirmelere karşıyım. Okur bir şekilde bize ulaşıyor zaten.

Buluntu Kutusu’nun son sayısında yer almak benim için anlamlı ve biraz da hüzünlü. Yaptıklarınız öyle kıymetli ki. Umarım ilerleyen zamanda bahsedilir derginizden. Yer verdiğiniz ve emekleriniz için çok teşekkür ederim.