RÖPORTAJ KUTUSU: DEFNE ONGUN MÜMİNOĞLU

Defne Hanım merhaba! Çok defa sorulmuştur ama biz yine de yazmaya başlama serüveninizi sizden dinlemeyi çok isteriz. Bize edebi yolculuğunuzdan bahseder misiniz?

Merhaba!  Yazı yazmayı, günlük tutmayı, minik minik hikâyeler yazmayı ve onları kendimce resimlendirmeyi oldu bitti çok sevdim. Özellikle günlük tutmak benim kendi içimde yaşananları çözümlediğim, olan olaylara biraz daha kuş bakışı bakabildiğim bir araçtı. Ancak meslek olarak yazarlığa yönlenmedim. Senelerce profesyonel hayatta keyifle çalıştıktan sonra kızımın doğumuyla işe ara vermek durumda kaldığım bir dönemde yazı yazma arzum öyle bir noktaya geldi ki, bir gecede kurduğum 0 km Bızdıklar isimli bloğumla (www.sifirkilometrebizdiklar.com) düşüncelerimi hızla başkalarına akıtmaya başladım.

Bloğumun içeriği ve yazılanlar hoşa gidince birkaç tane anne-çocuk dergisinden teklif aldım ve dergilerde kendi köşem oldu. Bu gerçekten çok güzel, çok değerli bir tecrübeydi.

Akabinde Edukids firması bir teklifle geldi. Çıkardıkları eğitici kartlara Hikâyeli Yapboz eklemek istiyorlardı. Bu setin hikâyelerini ve kartların kurgusunu yaptım. Bu çalışma benim ilk göz ağrım. Yayınlanan belki de ilk kısa hikâyelerim. Çok eğlendiğim, heyecanla üzerinde çalıştığım bu seti kendi kitap projem takip etti.

Ülkemizin ve özellikle gençlerimizin sanata, edebiyata bakışını nasıl değerlendiriyorsunuz? Ümit var mı yoksa karamsar mısınız?

Ümit her zaman var. O olmazsa her şey anlamını yitiriyor çünkü.

Öte yandan ülkemizin sanata yeterince değer verdiğini çok da hissedemiyorum. Çok değerli sanatçılarımız var. Ancak biz haberlere, paylaşımlara baktığımızda en sonda yer aldıklarını görüyoruz. Her şeye bütçe ayırırken sanatla ilintili konular nedense hep “pahalı” olarak tanımlanıyor. Bana halkımız da giderek sanattan uzaklaştı gibi geliyor.

Gençlerimize bizler örnek olmalıyız. Onlara sanatı ulaşılır kılmazsak ve biz yetişkinler, ülkemizin yöneticileri sanata hak ettiği önemi vermezse onlardan da farklı bir yaklaşım bekleyemeyiz. İş bizlerde yani.

Edebiyatı da her şey gibi çabuk tüketir olduk, daha yeni kitabı yayımlanan bir yazara “Yeni çalışmanız ne zaman?” diye soruluyor ve bu artık normal karşılanıyor. Edebiyat ve seri üretim, hatta yelpazeyi genişletirsek sanat ve seri üretim konusunda ne düşünüyorsunuz?

Seri üretimin kaliteden ödün vermek olduğunu düşünüyorum. Özellikle söz konusu olan sanat ve edebiyatsa, bir eserin hızla ortaya çıkmasını beklemek bence hem eseri ortaya çıkarana hem de eserin sunulduğu kitleye haksızlık. Bir tanecik kitabın ortaya çıkabilmesi için öyle uzun bir süreç var ki… Bence bir sonrakinin peşine düşmektense var olanın tadını çıkaralım.

Sizce ülkemizdeki günümüz yazarları dile ve edebiyat tarihine hâkim olma konusunda eski yazarlarımızın gerisinde mi?

Bunu iddia etmek büyük bir genelleme olur diye düşünüyorum.

Benim gözlemlediğim, halkımızın genel olarak konuşma ve yazı dilindeki çöküş. İfadelerde, telaffuzda çok temel hatalar duyuyorum. Üstelik de bu hataları herhangi bir kişi değil, spikerler, politikacılar gibi kişilikler yapıyor. Yani halkla buluşan, halka bilgi akışı sağlayan kişilerdeki yanlış kullanımlar öyle çok ki… Bu da bence her kesime yansıyor.

Dilimizin kullanımı, sosyal medyadaki kısa cümle kurma çabası da etkiliyor.

Sonuna “r” harfi konmamış fiiller, gereksiz yere uzatılmış harfler, noktalama işaretsiz bir dünya… Bu hatalar veya bu “sosyal medya lisanı” sadece sosyal medya mesajlarında, paylaşımlarında kalmıyor, tüm iletişime akıyor. Bence en büyük dert bu saydıklarımda.

Günümüz dünyasına baktığımızda sosyal medyanın hayatımızdaki yeri malum. Popüler kültürden edebiyat dünyası da nasibini fazlasıyla alıyor. Sosyal medya hesaplarının kalabalık oluşu da bir güç gibi algılanıyor. Bu konular hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?

Sosyal medya ilk başlarda çok heyecan vericiydi. Bazı yönleriyle hâlâ da öyle. Üstelik çok da faydası var. Pek çok konudan haberdar olabiliyoruz, sevdiklerimizi takip edebiliyoruz, bir fotoğraf arşivi gibi kullanabiliyoruz. Ancak sosyal medyadaki takipçi sayısıyla bir kişiye değer biçilmesini çok yadırgıyorum. O takipçi kitlesi neden bu kişiyi takip ediyor faslını atlıyoruz. Yani gerçekten çok kaliteli fotoğraflar mı paylaşıyor? Bizleri bilmediğimiz diyarlara götürüyor ve oturduğumuz yerden bize kaliteli bilgi akışında mı bulunuyor? Şehirde olan biteni mi paylaşıyor?

Yoksa başkalarına aslında pek de bir şey katmayacak, özel hayatıyla ilintili veya beğeni alabilmek adına kurgulanmış paylaşımlarda mı bulunuyor?

İşin ilginç tarafı, beğeni alan paylaşımlar genelde bilgi içeriğinden de öte, kişinin kendiyle ilgili olanlar.

Bu da aslında toplumsal ve hatta belki de küresel anlamda bir yozlaşma. Bilginin değerinin azaldığı bir dönemdeyiz.

Kültürel paylaşımlardansa insanların ne yaptığı ilgimizi çekiyor. Yapılan sohbetler de bu çerçevede ilerliyor.

Bu durum bence endişe verici.

Bugün edebiyat dünyasına adım atmak isteyen ve bir an önce yazar olmak isteyen pek çok insan işin içine girince çok kısa bir sürede pes ediyor. Edebiyat için hayaller besleyen insanlara önerileriniz nelerdir?

Ben profesyonel hayatı da yaşadıktan sonra hikâye yazmaya başlamış biri olarak iki dünyayı da tanıyorum.

Profesyonel hayatta başkalarının beklentilerine göre hareket ederiz. Belirli bir çerçeve vardır. İş yapma saatleri, alacağımız ücret, bize sunulan imkânlar, ne zaman dinleneceğimiz, ne zaman çalışacağımız bellidir.

Bir hikâye yazmak ise size bağlıdır. Kendi kendinizi motive etmeniz, kendi iç disiplininizle çalışmanız gerekir. Çalışmazsanız kimse sizi eleştirmez, işinizden de olmazsınız ama ürün çıkaramazsınız. Ne kazanacağınız, şanslıysanız yayınlanmış kitabınızın ne kadar satacağı, kaç baskı yapacağı belli değildir. Basılsa da uzun soluklu olacak mıdır? Sevilecek midir? Bunların hepsi her kitapta bir soru işaretidir.

Dolayısıyla yazarlıkla evini geçindirebilmek biraz uzun bir yol. O nedenle benim önerim, öncelikle dergi, gazete gibi mecralarda yazmaya başlamak, belki bir editör olarak bir yayınevinde aktif şekilde yer almak olur. O esnada hem yazı konusunda tecrübe edinilir hem de belirli bir gelir akışı olur. Aynı zamanda da kişi kendi eserleri üzerinde çalışabilir.

Çocuk kitabı yazarlarının hep daha güzel hayalleri vardır diye düşünmüşümdür. Sizin en büyük hayaliniz nedir? Bundan sonra neler yapmak istiyorsunuz?

Hangi birini yazsam?.. 

En büyük hayalim Türkiye’nin tüm köylerine ulaşmak, kitaplarımla köy çocuklarına katkıda bulunmak, ailelerini tanımak, onlara kültürel anlamda destek olabilmek. Ülkemizdeki eğitim eşitsizliği beni ciddi anlamda rahatsız ediyor. Köylerde ve büyük şehirlerin tahmin edemeyeceğimiz mahallelerinde çocuklar için gelişmiş kaynak yok. Kütüphaneleri yok. Fiziksel şartlar zaten çok zorlayıcı. Ama bunun ötesinde değerli öğretmenlerimizin ellerinde çocukların kültürel ve toplumsal gelişimleri açısından kullanabilecekleri, o çocukların yaş gruplarına uygun kaliteli ve tarafsız kaynak yok. Bu durumu aklım almıyor. Çocuklara yapılan büyük bir saygısızlık olarak görüyorum.

İşte bu nedenle ben köy köy dolaşmak ve çocukları bulundukları yerden başka dünyalara götürmek istiyorum. Ufuklarını açmak, onlara hayal kurdurtmak istiyorum. Bunun da en temel ve belki de ilk yolu kitaplardan geçiyor.

0

Görüşünü Paylaş

Bir duygu seçin... 🌟
Yorumunuz incelenmek üzere gönderildi. Teşekkürler!
Yorumlar yükleniyor...

Yazıyı Paylaş