Bir gün, yıllarca başının üstünde duran bir çatıya şükredeceksin deseler inanmaz ve gülerdim. İçinde bir sürü anı ve acı biriktirdiğim bu çatı altına, günlerce şükredebilme ihtimalime inanmaz ve gülerdim. Koşarak kaçıp gitmek istediğin yerlere dönüp gelebileceğin için şanslı hissedeceksin deseler, muhakkak ihtimal vermez ve böyle bir şeye içten içe bile sevinmezdim. Hâlbuki yaşadığım her an için şans arar durur, varlığına iyi ki diyebileceğim herhangi bir düşünce için durmadan koştururdum.
İnsanoğlu ne garip değil mi? Başına gelmeden, olabileceğine ihtimal dahi vermeden hiçbir kötü hadisenin kapısını çalmayacağına ne kadar da emin. Yarını hep varmış gibi, keyfi hep peşindeymiş gibi ve bugünü hiç bitmeyecekmiş gibi yaşayacağı onun için ne kadar da kesin. Oysa daha ne gelebilirdi ki başımıza ders alabilmemiz için; yarınları sırf biz yaşayalım diye değil de illaki birileri de yer alacak diye güzel bırakmamız için. Unutmamak gerekiyor ki; her şey geçiyor, geçiyor tabii ama evin en kıymetsiz duvarında unutulmuş bir saatin akrebi hiç bırakmıyor kovalamayı yelkovanı; bir köşede tozlu duran radyoda çalan müzik hiç başa sarmıyor ve geleceğinden emin olduğumuz hiçbir yarın hazır olmuş bir şekilde kapıda beklemiyor.
Bunca koşturmanın, bunca yorulmanın içinde dur durak bilmeden kovalamanın, yakalamanın değeri hat safhadayken zihnimizde, belki şu an çok iyi bir fırsattır durup dinlenmeye; gidiyoruz ama nereye diye sorabilmeye. “Gidiyoruz ama nereye?”
Olan bitenler son hızıyla bir köşede olup bitmeye devam ederken ben de bu esnada gerçekten de değer yerine koymadığımız, iyi ki demeye vakit bulamadığımız her şey için bir kapı açıyorum şimdi. Evime, aileme, yöreme hepsine ayrı ayrı bir kapı açıyorum ki aklımda hep kıymeti bulunsun ve hepsi hak ettikleri yerlerde dursun.
‘Ev’ dediğim şeye artık tokmaklı bir kapı ve tuğlalı bir çatı olarak değil de yaşamaya vakit bulabildiğim bir şans olarak bakıyorum. Ev dediğimiz, evim dediğimiz zaten biraz da hayatımızı yaşanmaya değer kılan bir mekân değil mi? Yol şaştığında, yön değiştiğinde yine de orada bulacağımızı bildiğimiz, emin olduğumuz bir yer değil mi? En ezbere bildiğimiz, kendimizi en rahat hissettiğimiz, bu zor günleri biraz daha verimli geçirmeye çalıştığımız yer.
Şartlar aynı olmasa dahi her birimizin bir şeylere muhtaç kalması, isteklerinin ortak bir paydada buluşması bu kadar imkânsızken şimdi ayrı yerlerden aynı noktalara bakıyoruz. Her şey bittiğinde kötü günler fırlatılıp atılmadan bir köşeye, en kıymetli dersleri alabileceğimiz hatıralara dönüşsünler istiyorum. Ev denilen olgunun aslında birçok şeye kucak açabildiğini görelim istiyorum.
“Evler tek katlı da olabilir yüz katlı da…
İş bunda değil, yeter ki sokaklarımızı ezmesinler…”
































































































































































































