DIŞARISI

Günlerden perşembeydi. Dışarıda yaşlı bir kadın pazar arabasını çekerek ilerliyordu. Kaldırımlar ıslaktı. Pencere camındaki buğuyu sildi. Derin bir nefes aldı, sıcak nefesini cama üfledi. Hastalığı bahane edip işe gitmemesi iyi olmuştu. Saçlarına maske yapmış, yüz kremlerini sürmüş, hafif bir makyaj yapıp çıkmıştı banyodan. Mis gibi kokuyordu. Bazen kendini koklardı. Bazen omuz başını öperdi. Özellikle yanık tenli omzunu öpmeyi severdi.

Salon camından uzaklaşıp sehpada duran üç yüzüğü aldı. Sırayla parmaklarına geçirdi. Elini uzaklaştırıp yüzüklerin nasıl durduğuna baktı. Alyansı sıkıyordu. Aldığı kilolarla birlikte elleri de etlenmişti. Eski ellerini geri istiyordu. Kemikli uzun parmaklarına övgüler düzülürdü eskiden. Göbeğindeki şişliğe dokundu. Yokladı karnını. Yağ katmanı hareket etti. Doğumdan sonra veremediği kiloları hesapladı. 12 kilo. Kızın bakıcısı salon kapısında belirince ellerini karnından çekti, toparlandı.

“Uyudu.” dedi kadın, “Yemeğini de yedi.”

Sütü kesildiğinden beri hazır mamaya geçmişlerdi. Kalbinden, midesinden, süt gelmeyen memelerinden esip geçen suçluluk duygusu içini kapladı. Kötü bir anne olduğu düşüncesinden kurtulamıyordu. “Sağ ol.” dedi bakıcıya. Bakıcı içeri geçip kayboldu.

Çamaşır, bulaşık, çocuk, iş, ev ve bitmeyen işlerin kurduğu ateşten çemberde savruluyordu. Uzun zamandır kendine zaman ayırmıyor, robot gibi ondan beklenen hareketleri tekrarlıyor, kendi hakkındaki olumsuz düşüncelerde boğuluyor, çemberi kıramıyordu.

Koltuğa dokundu eliyle. Küçük bir lekenin üzerinde dolaştırdı parmaklarını. Sonra kalın bacaklarına baktı. Yine suçluluk hissetti. Vücuduna yabancılaşmıştı. Zayıflayamadığı için, süt veremediği için, düzenli, titiz, tertipli, verimli, çalışkan ve daha birçok şey olamadığı için yine yine yine suçluluk hissetti. Üç kutu uyku hapı alsam, intihar etsem diye geçirdi içinden. Derin bir uykuya dalıp bir daha uyanmamak, var olmanın verdiği türlü sıkıntıya sırt çevirmeyi düşünmek hoşuna gitti.

Ya da boğaz köprüsü… Boşluğa salıvermek kendini… Denizde sürüklenmek, balıklarla bir olmak…

Gözleri, bacaklarını saran eşofmanın üzerindeki çamaşır suyu lekesine takıldı. Dışarı çıkmalıydı, yalnız kalmak istiyordu. Bekarken tek başına dolaştığı yerlere gidip yürümeyi sevdiği sokaklarda dolaşmalıydı. Kalktı, yatak odasında üzerini değiştirdi. Kilolarını saklayan, poposunu örten uzun siyah bir gömlek, siyah bir pantolon, üzerine de yağmurluğunu giydi.

Dışarı çıktığında temiz ve serin hava çarptı yüzüne. Derin bir nefes alıp yürümeye başladı. Ayaklarının onu sürüklediği sokaklarda dolaştı. Kahve içmek için sevdiği bir kafeye girdi. Rahat koltuklardan birine oturdu. Kapıdan girenleri görebiliyordu. Genç bir çift girdi içeri, genç ve mutlulardı. Hayatın acılarından henüz paylarını almadıkları toy yüzlerinden belliydi. Gençlerden sonra içeri bir kadın girdi, önce tanıyamadı, dikkatlice baktı, kadın da onu gördü. “Sema!” diye seslendi kadına.

Kadın ona doğru ilerledi, “Bahar! Nasılsın?” Öpüştüler. Uzun zamandır görüşmemişlerdi. Anlatacak çok şey birikmişti. Sema boynuna bağladığı eşarbı çıkarıp masaya bıraktı.

“Seni gördüğüme çok sevindim.” dedi Bahar, gülümsedi.

“Ben de seni gördüğüme çok sevindim.” Gelen garsona sade bir kahve ısmarladı Sema. Yüzü asık, teni bembeyazdı. Sanki az önce ağlamış gibi kızarmıştı gözleri. “Bebeğin nasıl?” diye sordu.

“İyi, çok iyi. Onda bir sorun yok da ben pek iyi değilim.” diye cevapladı Bahar.

Sema gülümsedi, “Neyin var canım?”

“Yorgunum, sanki yaptığım hiçbir şeyde başarılı değilim. Bebekle birlikte hayatım tamamen değişti ve ben buna alışamıyorum.” Bahar saçlarını düzeltti ve ekledi, “Ağladın mı sen?”

Sema başını önüne eğdi, sonra yeniden başını kaldırdı, “Ne yalan söyleyeyim ağladım. Berbat hissediyorum. Dertler bitmiyor.” dedi.

Bahar sadece kendisinin değil, arkadaşının da aynı durumda olduğunu öğrenince rahatladı. Bu rahatlamadan utandı ama bir yandan da herkesin kendi dertleri olduğunu hatırlamak ona iyi geldi. Bir süre iki kadın da sustu. Yağmur hâlâ devam ediyordu.

Genç çiftler, cam kenarındaki masada gülüşüyorlardı. İki kadın samimi bir sohbete daldılar. Zaman uçup gitti.

“Kalkmalıyım.” dedi Sema, “Yine görüşelim.”

Bahar da Sema’dan sonra kalktı. Islak sokağa çıktı. Eve kadar kulaklıklarından yayılan müziğe bıraktı kendini. Hafiflemiş hissediyordu. Eve girdiğinde hemen bebeğinin yanına gitti. Mışıl mışıl uyuyordu bebek. Bir süre bebeğin uyuyuşunu izledi. Gözlerinden iki damla yaş süzüldü. Devam etmesi, hayatını sürdürmesi gerektiğini düşündü. İçinde kalan son güç kalıntılarını toparladı. Kafası karmakarışıktı ama her şeyin düzeleceği umudu vardı artık içinde. Dışarıya çıkıp başka gözlerle bakmıştı içine. Belki bugün çok güçsüzdü ama yeniden eski gücüne kavuşacaktı. Kendini rahat bırakmaya karar verdi. Küçük adımlarla ilerlemeli, kalbini ferah tutarak zamana teslim olmalıydı. Banyoya geçip yüzünü yıkadı. Gülümsedi aynada kendine. “Yapabilirim!” dedi, “Atlatabilirim. Başka çare yok!”

0

Görüşünü Paylaş

Bir duygu seçin... 🌟
Yorumunuz incelenmek üzere gönderildi. Teşekkürler!
Yorumlar yükleniyor...

Yazıyı Paylaş