beni kendime ulaştıracak vapurlar karşılıksız çıkmıştı
artık burada ve öylece durmanın teslimiyim
sanki kıpırdasam üç kulaç öteye
beni alnımdan değil de gözlerimden vuracaklar
inandığım göz karşılıksız değildi henüz
ve bu çağ ellerime ölü doğmamıştı
işe yarar şeyler arıyorum
bir tornavida kadar hazırım her an
kurcalayabileceğim düşünce edinmeliyim ama ne
hayır, yağmuru sonra yorarım buraya
kompozisyon denilince çocukların gözleri bükülüyor
iki kaş ve bütün bir ağız nereden başlayacaksa söze
bak bu çok doğuluca
doğu denilince kalbim bükülüyor sınıf penceresinden
hem çocuklar nereden başlasalar bana
nereden başlasalar tozlu bir heykel gibi duruyorum
o ilkyaz gülüşlerinde çocukların.
karşılıksız çıkan her şey ve herkes gibi
eve ağır adımlarla yürüyorum
acele etmediğim her sokak benimle eskiyor
eskidikçe ufalanan taş gibi
ufalandıkça eskiyen her kelime gibi
yavaş fotoğraflar biriktiriyorum kişisel tarihime
eli tetikte olan bulut yağmuru sürmeden namluya…
yağmuru burada demeyecektim, o başka bir göğün konusuydu
en iyisi aklımı ve kendimi alıp uzaklaşmalıyım
işe yarar şeyler bulmalıyım ama ne?
uzun durdum burada
hem çok duyulmamalı buralar.
karşılıksız çıkmıştım şehrimde ve dikkatle durduğum aynam yoktu
kanla emzirdiğim bu kış fazla uzaklaşmış olamazdı
çünkü buz kesilmiş alnımla kendi aramda italik bir marş gibiydim:
kopmak için tanrım gürültüsünden bu kemiklerin
şehri yeniden kurmak için bak tanrım mızrağım hazır
tanrım senin soğuğunu giyindim karların sesini kısamaz mısın?
öylece duracak mıyım burada kamburum ağır
işe yarar balçığın varsa ört üzerini bu sessizliğin
kaldıkça buralarda inatla bir türkü oluyorum özenle erkan oğur
zeynebim türküsü ne fena bilmem farkında mısın?
tanrım bir kabuk yarayı ıskalayabilir
ıskalandıkça boy veren yara olabilir insan.
umuyorum bugün burada ve şimdi
zamanın ve kahverenginin hızını kestiği bir ağaç kovuğunda
gözlerin de ses çıkaran bir şeyler olduğunu öğreniyorum
boynu bükük ikindilerinden bir çocuğun
şimdi beni ne bileylesin, bocaladığım ıslık incitsin beni
canımda silikleşen çocuk parkları alsın mı beni
kim geçsin yanımdan, kim yanaşır telaşla buruşturduğu akşamıyla…
gitmeliyim, doğrul
gitmeliyim, çalıştır adımlarını
gitmeliyim, yeni bir adrese doğ
gitmeliyim, ekmek al, yuvarlan karanlığa, sokağa çarp.
söktüm apoletlerini meydanların
aynı mesafeden konuşabiliriz:
gözleriniz durmadan uzun ve iklimlere uygun
bunu bana neden demediniz?
ne çok durdum burada
hem çok duyulmamalı buralar.
































































































































































































