NECATİ MERT’İN “EKMEK ARASI” İSİMLİ HİKÂYESİNİN SOSYAL-GERÇEKLİK BAĞLAMINDA TAHLİLİ

Necati Mert, Heceöykü dergisinin 48.sayısında yayınladığı “Ekmek Arası” isimli hikâyesinde taşrada yaşayan genç, evli, içe kapanık bir kadının gözünden sosyal hayat manzaraları, kadın-erkek ilişkileri, aile yaşantısı, sosyal yaşantı içerisindeki taşralı kadının yabancılaşması gibi konuları anlatmaktadır. Ben anlatıcı bakış açısıyla yazılmış olan hikâye, katlı bir halk pazarında başlamakta. Mekân olarak kalabalık bir pazarda başlayan hikâye anlatıcının ruh hâlini, sınıfsal durumunu ve toplum içerisindeki yerini anlatabilmek açısından kullanılmaktadır. Mert, “Sıkılmıştım. Ne’den? Bilmem. Sebebi de yok. Öyle. Gidişler gelişler ürkütür beni, kalabalıklara katılmam, pazaryerleriyle ilişkim olmaz gerekeni Turan alır, ben bilmem etmem.” (Mert, Heceöykü, Sayı: 48, Aralık 2011-Ocak 2012)cümlesiyle taşrada yaşayan, ekonomik olarak genele göre daha rahat olan bir kadının, sosyal hayat içerisindeki yeri ve rolü hakkındaki görüşlerini aktarmaktadır. Toplum içine karışmış olan anlatıcı, uzak kaldığı toplum karşısındaki yalnızlığını “İçlerindeydim de, onları uzaktan seyredendim de”(Mert, Heceöykü, Sayı: 48, Aralık 2011-Ocak 2012) cümlesiyle anlatmaktadır. Bu cümlesiyle kocası tarafından alışveriş yapmak gibi basit, sıradan bir eylemin bile dışında bırakılan anlatıcının, kalabalık karşısındaki arada kalmışlığı ortaya koyulurken öte yandan da anlatıcı üzerinden sosyal hayat çerçevesinde kadına biçilmiş olan rolün etkilerini görmekteyiz. Mert, mekân olarak orta ve alt denilebilecek ekonomik sınıfın rağbet gösterdiği katlı pazarı hikâyenin başlangıç ve son kısmında kullanarak, toplumcu-gerçekçi sanat anlayışına uygun bir toplumsal manzara çizmektedir. Katlı pazarlar toplum içerisinde köylünün, kasabalının, esnafın bir arada olduğu mekânlar olarak bilinmektedir. “Yatayına giden bir asansördeydik sanki. İçlerindeydim de, onları uzaktan seyredendim de. Sebzecilerde inmedim, marulcuları, soğan, patates satan köylüleri geçtim, bir an geldi, korktum galiba, bir merdivene rastlayınca üst kata çıktım. Katlı adı buradan olacak. Terziler vardı orada, tamirat yapıyor, penye dikiyorlardı.

Arada konfeksiyoncular, iç giyimciler, çeyizciler. Beş kuruş etmez hiçbiri”(Mert, Heceöykü, Sayı: 48, Aralık 2011-Ocak 2012) cümlesiyle geniş bir sosyal manzara çizen Mert, katlı pazar içerisinde zemin katta köylülere, üst katta ise pazarın yerleşik esnafına yer vererek bu toplumsal yapının da kendi içerisindeki ekonomik sıralamasını yapmaktadır. Mert’in hikâye mekânı olarak katlı pazarın dışında bulunan çocuk parkı kullanma yoluna gitmiştir. “Yüzleri esmer, esmerden beyaz, asık, çatık, gözleri kara, yakın, kırılgan, başları bağlı, açıklarının saçları sarı, dalgalı, kulakları halkalı, kaşları kalkık, ince, altında velfecri okuyan gözler, dudakları etli, serbest, yani koyu kırmızı yahut siklamen rujlu kızlar, anneler, yengeler; sakallı, sakalsız, takkeli, çıplak başlı, mintanlı, hırkalı, şalvarlı, esnaftan, asgari ücretliden, emekliden ve hepsi de kadınlarla aynı mahalleden erkekler, bir o kadar da modayı kelepirden izlemiş gençler.”(Mert, Heceöykü, Sayı: 48, Aralık 2011-Ocak 2012) cümlesiyle toplumun her kesiminden kişileri, inanç, yaşam tarzı gibi farklılıklarını gözetmeden aynı mekânın içerisinde buluşturmaktadır. Necati Mert seçtiği kişileri tanımlarken esnaf, asgari ücretli, emekli, modayı kelepirden takip eden gençler gibi ifadelere başvurarak yine toplumun ekonomik yönden alt ve orta sınıfına işaret etmiş ve bu sınıfta bulunan insanların tablosunu resmetmiştir. Hikâye geneline baktığımızda ise hikâye anlatıcısının sosyal ve ekonomik açıdan bulunduğu mekânlardaki kişilere nazaran ekonomik olarak daha üst seviyede olduğunu söyleyebiliriz. “Arada konfeksiyoncular, iç giyimciler, çeyizciler. Beş kuruş etmez hiçbiri”, “…bir o kadar da modayı kelepirden izlemiş gençler. Bende eğretilik hissi, kaçıp gitme arzusu uyandırabilecek insanlar.”(Mert, Heceöykü, Sayı: 48, Aralık 2011-Ocak 2012) cümleleriyle anlatıcının kendisinden ekonomik olarak alt seviyede ola insanlara bakışını ortaya koyan Mert, böylelikle hikâye içerisinde toplumcu-gerçekçi sanat anlayışına uygun olarak bir çatışma unsuru daha ortaya koymaktadır. Hikâyenin ilerleyen kısımlarında anlatıcının döner yemesinden dolayı kocası tarafından azarlanması ve azarlanırken kocası tarafından söylenen ve anlatıcı tarafından aktarılan “Turan açtı ağzını yumdu gözünü: Önümüz Kurban’mış, koç kesecek, ete doyacakmışız! Ekmek arası diye verdikleri kim bilir neler imiş! Bir kere et değil yağ olurmuş bunlar, soğan, maydanoz basarak şişirirlermiş, yaptığım fuzuli masrafmış! Hem hamal camalların yediğinden yemek yakışır mıymış bize! Üstüne üstlük ben bir de onlarla oturup yemişim!”. (Mert, Heceöykü, Sayı: 48, Aralık 2011-Ocak 2012) cümleleri de toplumcu gerçekçi sanat anlayışın dâhil edilebilecek çatışma unsurlarına zemin hazırlamaktadır. Anlatıcının kocası olan Turan karakterinin, anlatıcıya kurban bayramında koç keseceğini söylemesi maddi bir gücün sembolü olarak kullanılmaktadır. İslam dininde kurban ibadetinin gerçekleştirilmesi için gerekli ekonomik rahatlığa, refaha sahip olunması gerektiğinden, kurban kesen kişinin ekonomik durumunun olumlu durumda olduğu kanaatine varılabilir. Ayrıca Turan karakterinin karısının yediği yemeğe tepki gösterirken “Hem hamal camalların yediğinden yemek yakışır mıymış bize”, “Üstüne üstlük ben bir de onlarla oturup yemişim!” (Mert, Heceöykü, Sayı: 48, Aralık 2011-Ocak 2012) cümlelerini kullanması ekonomik olarak üst sınıfta olan birinin alt tabakada yer alan kişilere üstten bakması, onları aşağılaması olarak tanımlanabilir. Anlatıcının Turan’dan gördüğü tepki sonrası ertesi gün tekrardan katlı pazar çevresindeki dönercilere gitmesi tepki olarak görülebilir. Anlatıcı bu tepkisini “Sabahı zor bekledim. Öğle olsun, masalarda oturacak yer kalmasın, sandalye boşalacak diye bekleşsin millet, işte o zaman gireceğim kuyruğa, aralarına katılacağım.” (Mert, Heceöykü, Sayı: 48, Aralık 2011-Ocak 2012) cümlesiyle aktarır. Gösterilen bu tepki, anlatıcının hikâyenin başında uzak durduğu toplumla kendisi arasında bir yakınlık oluşturduğunu gösterir. Bir başka düşünceyle anlatıcı farklılıklarına rağmen bir arada yaşayan ekonomik olarak alt ve orta olarak nitelendirilecek sınıfı daha üst sınıfı temsil eden taşra burjuvası kocasına tercih etmektedir. Hikâyenin son bölümünde anlatıcı katlı pazara geri döner. Ancak pazarda daha önceki ziyaretinin aksine çok az kişi vardır ve kapalı dükkân sayısı oldukça fazladır. Sebebini araştırmak isteyen Anlatıcı ilk olarak cenaze vb. ihtimalleri düşünür. Ancak mekândaki boşluğun içinden çıkamaz. Şans oyunları bayisine gider. Necati Mert’in şans oyunları bayisini öyküye mekân olarak koyması ve anlatıcının metin içerisinde bu bayiyi işaret ederken “Şansımı bir de Loto da deneyeceğim” demesi de sosyal-gerçekçilik açısından ele alınabilecek bir durumdur. Mert halk arasında çok sık kullanılan bir söylem olan “Şansımı bir de Loto da deneyeceğim” cümlesini kurarak ekonomik olarak alt sınıfların kurtuluş olarak gördüğü bir şans oyununu hikâyesine taşımıştır. Katlı pazarın bulunduğu bölge ve çocuk parkı gibi hikâye içerisinde aşırı kalabalık olmasıyla öne çıkan mekânların karşısına bir şans oyunu bayisi olması toplumun bulunduğu ekonomik durumdan kurtulma umudu olarak görülebilir. Bu da hikâye içerisinde Toplumcu-gerçekçi sanat anlayışla ele alınabilecek bir durum olarak ele alınabilir. Anlatıcının dönerciler başta olmak üzere hikâye mekânlarındaki olağan dışı boşluklarla ilgili taşıdığı meraka yenik düşerek loto bayisine sebep sormasının ardından aldığı “Toklardansınız galiba?”, “Tok, açın halinden anlamıyor!”, “Kurban da olmasa!” (Mert, Heceöykü, Sayı: 48, Aralık 2011-Ocak 2012) gibi cevaplar da ekonomik çatışmanın alt sınıf tarafından görünümü göstermektedir. Hikâyenin final cümlesinde kullanılan “Bayram ertesi böyle olur ablacım!”, “Nefisler doymuştur, işler yavaşlar, dönerciler nöbetleşe açar.” (Mert, Heceöykü, Sayı: 48, Aralık 2011-Ocak 2012) cümlesi hikâyenin merak unsurunun çözümlendiği nokta olarak göze çarpmaktadır. Ayrıca final cümlesinden hareketle toplumun ancak Kurban Bayramı sonrası pahalı bir besin kaynağı olan eti yiyebildiğini gösteren Mert, bu durumun da katlı pazar esnafını maddi olarak olumsuz etkilediğini anlatarak Kurban Bayramı’nın topluma maddi yansımalarını göstermektedir.

Kaynaklar

Nurullah Çetin, “Türk Hikâyesinde Sosyal Realizm”, Heceöykü, Sayı.4 Temmuz-Ağustos 2004, s.52-53

Necati Mert, “Ekmek Arası” Heceöykü, Sayı: 48, Aralık 2011-Ocak 2012 Hande Tükenmez, Resimli Hikâye Dergisi Üzerine Bir İnceleme, Yüksek Lisans Tezi-2017

Erdem Dönmez, Necati Mert Hayatı, Öykücülüğü Ve Eserleri, Yüksek Lisans Tezi-2013

Murat Kacıroğlu, Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatında (1923–1940) Toplumcu-Gerçekçi Edebiyat Tartışmaları-2016

“Edebiyat İdeolojisiz Olmaz”, Kün Edebiyat, Sayı:3, Kasım-Aralık 2012

0

Görüşünü Paylaş

Bir duygu seçin... 🌟
Yorumunuz incelenmek üzere gönderildi. Teşekkürler!
Yorumlar yükleniyor...

Yazıyı Paylaş