dünya evimdi. öyle sanmıştım
odam kursağımmış
eşiklerde biriken hayallerden çarşaf altında susturulan gıcırtılara
çatılar arası acıyı bölüştüren elin diğerine üstünlüğünden
dinginlikler. yorgunluklar. yine yalan yine yanlış
alnımda atını süren vazgeçişten koparmıştım oysa dünyanın korkunç akıntısını
nereden bilirdim
sesini avlularda açtıran oyuklu gülümsemelerin
ağzımda acılı cumartesiye denk geleceğini aceleyle
gün boyu durmadan çalışırdım eflatun renginde bir gecenin ödevine
durmadan çalışırdım bir renge, uzundu, ürkmezdi
bir renge çalışırken ihanet ederdi parmaklarım
bir de sonra madem bana yaşamak
bana urgan. bana kesi. alamet. susmak ilmi bana
ayetlerden saklanan okşamaları
kasıklara yakıştırmaya sürülürdüm günaşırı
bozuk paraların simsiyah utançların
bir bankta oturmanın izini sürerdim
gecelerin kıyısına diz çökmüş değilim
çocukların dudaklarında bir kırmızı allah renginde
önümde eğildiğim rahle değilim
artık biri ayırmalı beni bu yırtılmış uğultudan
nereden bilirdim
kursağımda gitgide çoğalan
kalabalık olan düğümün
boynuma dolanarak
odama yakışacağını
































































































































































































