Omzundan öpmeye meylederken yakalandım uzayan gölgeye
ikindidir ellere değen habersiz bir yasanın ağızda kuruması
dedim kırkına yaklaşırken kucağındaki şaşkınlığın kalbi yerleşik midir
duvarın üzerinde yasak bir vatanla oyalanırken çocuklar
çağırdıkça yanan odun hükmü ötekinde yitmiş bir muamma mıdır
nerede bir soru varsa boğuldu aklımın kırmızı çiçeği
çok soru yağıyor bu zamandan
hem kimsenin kulağı çınlamaz
örtük bir alevde dünya çoğalıyor dikili taşlar, iklimlerle
susmak bir dipnottur, ölüler belki yalnız buna gelirler
bir rüya görerek başlar oyun ve yağmurlar yağar
toprak altında iki göz, tek beden, yok zaman
sonsuz bir madende unutulanı anmakla eşdeğer
yüksek ökçeli bir Beyrut şarkısı
-seni seviyorum burada
insan kırkından önce yaşlanırmış renklere
ve gündüzün tadı ciğerlere bir eskimekten yontulurmuş
şehri terk etmek istememek bir kalpte ısrardır
dedim kalan günlerimi tam buradan hesap etmeli
kesin cümlelerde sesi kırılmış bir kıymet vardır
saçları kısa kesilmekten yorgun
seni bildim her akşam, seni bildim hep eksik
omzundan öpmeye meylederken bir ikindiye bırakıldım
güneşin şehri terk etmesi bir incelikle örülmeli
bir türkü dışardadır belki bir serçenin göğüs kafesinde
dedim toplansa kalabalıklar açıp yarsa kuruntudan ibaret bu geçmişi
muamma saçlarından düşen bir gülüşle uzayıp sonsuz bir evrene
kurtuluş omzundan teyellenmiş bir ırmak mıdır
































































































































































































