AKP’Lİ VE CHP’Lİ SEVGİLİ OLABİLİR Mİ?

Geçen haftalarda sosyal medya hesabımda yaptığım soru-cevaplarda bir okurum benden sevgilisi AKP’li, kendisi seküler ve CHP’li olduğu için “yardım” istedi. Bu yardım üzerine düşünmek istedim. Çünkü konunun “yardım” talebine dönüşmesi bana çok enteresan geldi.

Sizce bu yaklaşımda yardım talebine dönüşen şey, sadece AKP ve CHP karşıtlığı mı? Bence hayır, çok daha fazlası yaşanıyor bugün içinde yaşadığımız toplumlarda.

Çoğumuz, yaşanan kutuplaşmaları siyasete bağlayarak ortadan çekiliyoruz. Sanki tek çatıştığımız yer siyasetmiş gibi davranıyoruz. Ancak tarihe de bakarsak, aslında “çatışma” dediğimiz şeyin her zaman olmuş olduğunu görürüz. Dinsel, siyasi, etnik, cinsiyet üzerinden çatışmalar… Bunlar her zaman olmuştur; ileride de olacaktır. Ama bugün, en çok siyaset üzerinden yaşanıyor ve bu çatışma yok edilmek isteniyor. Acaba çatışmanın olmadığı bir dünya mümkün müdür ki? Siyasi çatışmalar bile yok muydu? Vardı elbette. Ama bugün işlerin “yardım” çağrısına dönüşmesi, tahammülsüzleşmeyle de doğru orantılı diye düşünüyorum. Çünkü artık, özellikle siyasi farklılığa tahammül yok.

İkili ilişkilerdeki çatışmayı ortadan kaldırmaya çalışmak bu yüzden bana şunu düşündürtüyor: Bu çatışmayı yok etmek, mükemmeliyetçilik sevdası da olabilir mi? Yani zihinde bir ütopya yaratmak; sadece aynının olduğu bir ütopya…

Öbür taraftan, belki de en çok kaçırılan konu AKP’li ve CHP’li iki kişinin, siyasi çatışmalarını yok ettiğinde dahi başka çatışmaların içine düşecek olmaları. Çünkü tüm ilişkiler çatışmayla, hatta biraz da çatışa çatışa ilerler. İki CHP’li de çatıştığı gibi, iki AKP’li de çatışır; aslında her zaman çatışmanın içinde oluruz. Ama bunu unuttuğumuz, çatışmayı yok etmeye çalışmaktan, ilişkileri de farklı yerlerden okuduğumuz zamanlarda yaşıyoruz bugün.

Aynı zamanda, toplumda birbiriyle karşılaşmak istememeler beraberinde sağcıları aşırı sağa yöneltirken, solcuları da aynı şekilde uçlara savuruyor; bu da ortada buluşmayı, bir araya gelmeyi zorlaştırarak durumu “yardım” meselesi hâline dönüştürüyor. Sağcının sadece sağcı, solcunun sadece solcuyla görüşebildiği ve sadece benzeriyle yakınlık kurabildiği toplumlarda nefret yükselir. Çünkü nefret, tanımamaktan, bilmemekten, uzaklıktan doğar. Bu da “öteki”ye karşı nefreti yükseltir, güçlendirir.

Ve bu gidişatın sonunda birbirini tanımayan, tanımak istemeyen toplumlar da artık “beraberlik” duygusunu da tamamen yitirirler; bu da toplumsal kaosa zemin hazırlayabilir diye düşünüyorum. Çünkü “beraber” olamayanlar, “biz” ve “siz” olarak bölünerek ikiye ayrılmış şekilde hayatlarını yaşarlar.

Bence AKP’li ve CHP’linin hayata baktıkları yer bambaşkadır, farklıdır. Biri seküler hayat ister, diğeri daha muhafazakâr bir hayat. Gerçi bu bile üzerine düşünülmesi gereken bir konudur. Çünkü bazen sekülerlik ve muhafazakârlık da birbirinin içine geçer, sınırlarını aşar ya da dışladığının özelliklerini de bazen kendi içerisine alır.

Zaten aşkta ya da arkadaşlıkta neden her şeyi “benzer” hâle getirelim ki? O zaman sadece “benzerimizle” konuşuruz hâle geliriz; farklılığı bilmedikçe de iyice narsistik toplumlara dönüşürüz; yani “farklıya tahammül edemeyen”, sadece kendisiyle karşılaşmak isteyen insanlara…

Benzerliği severken farklılığı bu denli “yardım” meselesi hâline getirmek; aslında başkasına “sen de benim gibi düşüneceksin!” deme ihtiyacı gibi… Oysa başkalarına kendi normlarımızı dayatmak kadar korkunç bir şey olamaz. Önemli olan şey, başkasının “başkası” olmasına izin vermektir.

Bu yüzden elbette ikisi de arkadaş olmalı, sevgililiği deneyebilirlerse deneyimleyebilmeli, fırsat vermeliler.

Siyasi kimlikler, bizim tüm karakterimizi oluşturmaz, sadece kimliğimizin parçasıdırlar. Biz siyasi kimliklerimizden de fazlasıyız ve en önemlisi başkası “ben” olmak zorunda hiç değildir.

0

Görüşünü Paylaş

Bir duygu seçin... 🌟
Yorumunuz incelenmek üzere gönderildi. Teşekkürler!
Yorumlar yükleniyor...

Yazıyı Paylaş