RÖPORTAJ KUTUSU KONUĞU: OSMAN PALABIYIK

Osman Bey merhaba! Öncelikle sizi tanımak isteriz. Kalemiyle, duygu ve düşünceleriyle kendi gözünden Osman Palabıyık kimdir, anlatır mısınız?

Kısa bir biyografik yolculuk yapacak olursak: Adana’da doğdum ancak 6 yaşından sonra İstanbul’a gelmemizle birlikte burada büyüdüm. İlkokul ve lise yıllarında çok değerli öğretmenlerle tanışmış olmam beni hep kitaplara yakın tuttu. Radyo Televizyon ve Sinema mezunu olmama rağmen hem üniversite öncesi hem de üniversite yılları sırasında yayıncılıkla iç içe olmam sebebiyle buradan kopamadım ve şimdilerde yazar ve yayıncı olarak çeşitli çalışmalar yapıyorum. Lise yıllarından beri kendimi yazma konusunda en iyi ifade ettiğim alan şiir oldu. Ayrıca uzun zamandır söyleşiler yapıyorum. Okuduğum, izlediğim, dinlediğim çalışmaların hikayelerini, yolculuklarını öğrenmeyi ve aktarmayı seviyorum. Genelde merak, umut ve melankoli duygularından besleniyorum.

Geçtiğimiz aylarda Selçuk Aydemir, Şevval Sam, Sarp Akkaya, Damla Sönmez, Şevket Çoruh, Aslı İnandık, Selçuk Erdem, Ezo Sunal, Niyazi Koyuncu, Zeki Kayahan Coşkun, Barış İnce, Mehmet Gürs, Dilan Bozyel, Ümit Kavak ve Melek Mosso gibi pek çok ünlü isimle yaptığınız söyleşilerinize yer verdiğiniz kitabınız “Üç Kelimelik Dünya” Küsurat Yayınları etiketiyle çıktı. Birçok insanı böyle bir projede birleştirme fikri nasıl ortaya çıktı?

Uzun zamandır çeşitli mecralarda söyleşiler yaptığım için bir söyleşi kitabı hazırlamayı çok istiyordum. Hatta birkaç farklı temada planlarını hazırladığım kitap projelerim de vardı. Dört yıl önce bu kitaplardan ilki için bir adım atıp “aşk” teması üzerinden bir plan yaptım, söyleşi yapacağım isimlerin listesini çıkardım ve hızlı bir şekilde söyleşileri yapmaya başladım. Ama bir süre sonra çeşitli aksilikler oldu ve duraksamak zorunda kaldım.

O süreçte hem proje üzerine tekrar düşünmeye başladım hem de Küsurat Yayınları ile tanışma fırsatım oldu. Yayınevi ekibine projenin yeni halinden bahsettim ve onlarla yeni temalar ve isimler üzerine tekrar çalıştıktan sonra yeni bir yolculuğa koyulduk.

Aşk ile başladığımız yolculuk diğer duyguların da eklenmesi ile çok tatlı bir şekilde tamamlanmış oldu. Üç Kelimelik Dünya’ya başlarken mevcut bir listem vardı. O liste, zaman içerisinde o kadar değişti ki. İptal olan röportajlar, vazgeçenler, içine sinmeyenler ya da temaya tam uyduramadıklarımız gibi. Güya en başta tüm planım belliydi ama insan yolda neler ile karşılaşacağını bilemiyor tabii ki. Bir sürü aksilik gelebiliyor başına. Tabii ben de tüm bunlardan nasibimi aldım. En basitinden covid-19 başladı ve kitabın yayım süreci bir yıl ertelendi. Tüm aşamalarıyla Üç Kelimelik Dünya bana çok şey öğretti. Yıllardır işin içinde olmama rağmen farklı bir tecrübe kazandırdı. Bazen geriye dönüp bakınca, “yaşanan tüm aksilikler iyi ki yaşanmış, çok şey öğrendim” diyorum.

Kitabın alt başlığı “Aşklar, Oyunlar ve Duygular” Neden bu üç kelimeyi seçtiniz?

Hayatımıza, dünyamıza, bize en çok bu kelimeler ve kapsadıkları yön veriyor sanki. Kitap tamamlandıktan sonra Küsurat Yayınları ekibi ile isim alternatifleri arasında gidip gelirken kafamızı kurcalayan konulardan birisi de alt başlıktı. Kitabın içinde çok fazla temanın olması işimizi zorlaştırıyordu. Tekrar baştan sona bir bakınca aslında hepimizin hayatındaki ortak noktaların çocukluğumuz, oyunlar, duygularımız ve aşklarımız olduğunu gördük. İsim “Üç Kelimelik Dünya” olunca da üç kelime seçip ekledik.

Kitapta yer alan isimleri seçmenizde neler etkili oldu?

Hem tanıdığım, takip ettiğim hem de insanların tebessüm ve sevgiyle hatırladıkları isimler olmasını istedim. Söyleşi yaptığım isimler farklı meslek ve yaş gruplarından olsa da hepsinde ortak birçok yaşanmışlık vardı. Aynı oyunların zaman içerisinde değişip yorumlanması, ilk aşklara yazılan mektuplar, sabah erkenden sokağa inip akşam hava kararınca evlere çıkmalar, komşuluk ilişkileri gibi saya saya bitiremeyeceğimiz pek çok şey var aslında. Bunların yanında söyleşi yaparken hem kuşak farklarını görmek hem de çocukluğu ya da gençliği tam kuşaklar arası geçişe denk gelen isimleri tanıyıp hikayelerini öğrenmek de bana mutluluk verdi. Bunlar da uzun uzun hikayelerle kitaba yansıdı elbette. Zaman içerisinde oynadığımız oyunların, olaylara karşı geliştirdiğimiz tavırların, duygularımızı yansıtma biçimimizin, iletişim dilimizin değişimini görmek açısından verimli söyleşiler oldu. Okurun da izlediği, dinlediği ve okuduğu isimlerin anlattıkları üzerinden kendi çocukluğu, gençliği, duyguları ve oyunlarını anımsamasını istedim.

Edebiyata olan ilginiz nerede ve nasıl başladı?

İlkokul ve lisede kitaplarla iç içe olan çok değerli öğretmenlerim oldu ancak edebiyata asıl ilgim lisede başladı. Özellikle okuduğum lisenin (Mehmet Akif Lisesi) edebiyat dergisinin yayın ekibinde olmam ile ilgim ve hevesim daha bi’ arttı. Ondan sonra yazmaya ve söyleşi yapmaya ağırlık verdim. Zaman içerisinde dergilerde ve online mecralarda çalışmalarım yer almaya başlayınca da çalışmayı hiç bırakmadım. Hâlâ aynı heyecanla devam ediyorum.

Yazarlık serüveninizde en etkilendiğiniz kalemler hangileri oldu?

Öykülerini, romanlarını, şiirlerini severek okuduğum birçok isim var ancak genelde etkilendiğim ve gönlümde öne çıkan isimler şairler oluyor. Haydar Ergülen, Metin Altıok, Didem Madak, Birhan Keskin, Özge Dirik ve Kaan İnce ilk olarak aklıma gelen isimler. Haydar Ergülen için ayrı bir parantez açmak isterim. Kendisi ağabeyliği ve güzel kalpliliği ile de çok zaman yol gösterici olmuştur benim için. Yayıncılığı bu kadar sevmemde ve söyleşilere ağırlık vermemde katkısı büyüktür. Kendisine buradan teşekkürlerimi iletmiş olayım.

Ülkemizin sanata, edebiyata bakışını nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce edebiyatçı hak ettiği değeri görüyor mu?

Okuyucu, izleyici ya da dinleyici beğendiği, sevdiği çalışmaları daima sahipleniyor. Tabii burada öne çıkamayan, yeterince reklamı yapılamadığı için geri planda olan çalışmalar da oluyor. Geçmişte de oldu, bugün de oluyor. Edebiyat açısından bakacak olursak; okurlar sevdikleri yazarlara değer veriyor ve sahipleniyor her zaman.
Fakat bence bu değeri sadece okurdan beklememek gerekiyor. Kurumlar tarafından yayıncılar, yazarlar ya da kitaplar için yıl içerisinde verilen desteklerin, ödüllerin siyasi görüşlere göre
değil de kitapların niteliğine göre verilmesi her zaman edebiyatımızın faydasına olacaktır. Belki o zaman biraz daha ilerleme kaydederiz. Yurtdışında okunan yazar, kitap sayımız daha çok artar ve daha çok ülkede temsil ediliriz.

İlerleyen süreçte yeni kitap projeniz var mı?

Birkaç kitap var aslında. Bunlardan birisi bitmek üzere olan yeni şiir kitabım. Her şey yolunda giderse 2022’nin ilk çeyreğinde yayınlanmasını diliyorum. Onun dışında bu yıl daha önce hazırladığım gibi bir edebiyat ajandası hazırlamayı planlıyorum. Bir de söyleşi kitabı projem var ancak henüz çalışmalarına başlamak için fırsat olmadı. Sanırım 2022’nin sonu ya da 2023’te ancak yayımlanır.

Sohbet için teşekkürler. Son sözlerinizi alabilir miyim?

Umutlu olmaktan, sevmekten, sarılmaktan ve gülümsemekten vazgeçmesin hiç kimse. Sevgi daima iyileştiriyor. Bir de lütfen okumayı ve keşfettikleri güzel kitapları birbirlerine tavsiye etmeyi hiç bırakmasınlar. Bitişi de son günlerde tekrar kafamın içinde dönüp duran Yaşar Kemal satırlarıyla yapayım: “İnsan eşitlik için savaşırsa insan olur. Yoksa insanın hayvandan ne farkı kalır? Bizler acayip hayvanlarız. Ölümlü, delirmiş, korkudan delirmiş hayvanlarız. İnsanoğlunun çoğu korkudan delirmiş hayvan olmasaydı, dünya bu kadar rezil, kepaze bir dünya olmazdı.”

0

Görüşünü Paylaş

Bir duygu seçin... 🌟
Yorumunuz incelenmek üzere gönderildi. Teşekkürler!
Yorumlar yükleniyor...

Yazıyı Paylaş