GERÇEĞİ ARAYIŞTA BİR YABAN: BOZKIRKURDU Hatice Köse

“Öykümü anlatabilmem için çok eskilere uzanmam gerekiyor. Elimden gelse daha da gerilere, çocukluğumun ilk yıllarına kadar uzanır, burada da durmaz, çok uzaklardaki atalarıma doğru yol alırdım.” diye başlıyor öyküsünü anlatmaya Emil Sinclair, Hermann Hesse’nin ilk roman kahramanı Demian isimli romanında. Hayatı boyunca aradığı yaşamöyküsüne yazar olarak ilk utangaç adımı attığında kaleme aldığı bu satırları, âdeta her eserinde bir üst seviyeye taşıyarak anlatmaya devam etmiştir. Aradığı şey ise ne Doğu’da ne de Batı’da Bozkırkurdu adlı eserinde de bahsettiği gibi kendi benliğindedir. İşte bu arayış Hermann Hesse’nin Emil Sinclair olarak başladığı yolculuğu Bozkırkurdu olarak tamamlamasını sağlamıştır.

Yalnızlığa Müptela Zihinler

İnsanın acı eşiği, hayatı boyunca hissettiği acıların toplamı ile ters orantılı bir şekilde değişir. Yani ne kadar acı çekerseniz bir yerden sonra acı eşiğini kaybedersiniz ve hissizleşirsiniz. Söz konusu durum 1hayatınıza da yansır. Acı fiziksel olmak zorunda değildir, hayır. Zaten en fazla zarar veren acı türü fiziksel değil zihinsel acılardır. Düşünmek ne derece acıtır bir insanın canını? İşte bunun sınırı evrenin boyutunu anlamak ile eş değerdir. Düşünce insanları, filozoflar, bilim adamları ve neredeyse tüm büyük yazarlar bu acıdan mustarip, bu acıya müptela bir hayat yaşarlar. Yaşadıkları fiziksel ve çevresel sıkıntıları neredeyse görmezden gelerek bir şeye odaklanırlar; bilgiye.

Nietzsche’nin yaşadığı, Demokritos’un dile getirdiği, 56 yaşında dünyevî şeyleri bırakan Emanuel Swedenborg’un hissettiği, Thales’in inandığı şey aynıydı aslında. Bilgi, bir insanın var olma mücadelesinde yegâne amacı, tüm açılarının doruk noktasıdır. Goethe’nin iyi yürekli ve bilgi aşığı Faust’u ile Hermann Hesse’nin huysuz ve umutsuz Harry Haller’i de bu sıralamada yerini alan iki karakterdir. Tüm bu arayışta insanın yabanıl doğası ve medeni aklı çatışma halindedirler. Hermann Hesse’nin bir insanın birden fazla kimliğe sahip olabileceği inancını da anlattığı eser aslında Faust’un alt metni ve incelemesi gibidir. Zaten kitapta da Goethe’nin konuşmalarında bu fikri bize vermektedir Hesse.

Hesse’nin Şeytanları

İnsanın kendini bile unutmak isteyeceği dönemleri vardır. Bu dönemlerde düşünülen tek şey dünya üzerindeki varlığı sonlandırmaktır. Hesse’nin ana karakteri Harry de tam bu noktada ulaşıyor sonsuzluğun bilgisine. Belki de her şey son bulduğunu düşündüğümüz bir anda gerçekten başlıyordur? Belki de başlangıçlar hiç bitmiyor ve dünya bu döngüden oluşuyordur. Kim bilir? İşte bu sonsuz döngü içerisinde birçok farklı kaynağa yöneliyor Hesse, özellikle de Doğu ilminde öğrendiklerini ilmek ilmek işliyor.

Misyoner bir ailede yetişen Hermann Hesse, ailesi ile birlikte yaşadığı Uzakdoğu’da mistik bir kurgunun içerisinde gibi bir hayat yaşamıştır. Ailesinin öğretileri olan İncil’le birlikte, Buda’yı, Lao Tzu’yu da öğrenmiş ve kendi deyimi ile fantastik ve mutlu bir çocukluk geçirmiştir. Fakat Hesse’nin sanatsal anlamda gelişmesini sağlayan yalnızca bu hatıraları değil, babasının zengin kitaplığında bulunan Goethe, Fielding, Dickens, Ibsen, Zola, Lessing, Schiller, Homeros gibi isimlerin de büyük etkisi olmuştur. Bir otodidakt* olarak nitelendirilen Hesse, henüz genç yaşlarında kendini bilgiye adamıştır.

Düşlere ve Masallara Adanmış Ömrün Gerçekle İmtihanı

Bir insanın bilgi açlığı aynı zamanda acı dolu bir yaşamı da beraberinde getirir. Hermann Hesse için bu acı -ki aslında birçoğumuz için de aynı derecede acı bir şeydir- yaşadığı çevrede yani Avrupa’da anlaşılamamak olmuştur. Avrupalı aydınların Avrupa’nın gelişmişliği, Hristiyan öğretileri, Avrupalı yazarları ve müzisyenleri hakkındaki sabit fikirlerinde âdeta tiksinmiş, kendini yalnızlaştırmıştır. Aslen bir Alman olan Hesse, 1923 yılında İsviçre’ye taşınarak İsviçre vatandaşlığına geçmiştir. Çünkü Almanların yarattığı “uygarlık kaosu” içerisinde kendini ait bir yer bulamaz. Bozkırkurdu’nun öyküsü de bu şekilde başlamıştır. Tüm o yapay zevklerden uzaklaşarak içinde uzun süredir beslediği ve kabullenemediği Bozkırkurdu’nun yaşamöyküsünü anlatmaya karar verir. Ölümünden yıllar sonra bir otobiyografi olarak değerlendirilecek bu eser, insanın içsel yüzleşmesini, kişilik çatışmalarını, toplum nezdinde yerini, aşkı yani tümüyle bir hayatı anlatmaktadır. Kendisini Araf’ta hisseden Hesse, Bozkırkurdu romanında yine bu Araf’ı yaşayanlara seslenmektedir. Gerçek yaşam, yetişkinlerin yaşamı hiçbir zaman onun dünyası olmamıştır.

* Otodidakt: Uzman olduğu alanda kendi kendini eğitmiş, herhangi bir eğitim almamış kişi.

0

Görüşünü Paylaş

Bir duygu seçin... 🌟
Yorumunuz incelenmek üzere gönderildi. Teşekkürler!
Yorumlar yükleniyor...

Yazıyı Paylaş