Hava kararmak üzere. Bavulumu muavine verdikten sonra isteğim, tekli koltuğuma yerleşip gözlerimi kapatacağım anın hayalini kurmak. Otobüs hınca hınç. İyi ki tekliden yer ayırtmışım! Az sonra muavin geldi. Nerede ineceğimi sorduktan sonra diğer koltukları kontrol etmek için uzaklaştı. Sıcaktan enseme yapışmış saçlarımı lastik tokayla toplayıp koltuğa yaslandım.
Bu mevsim hep böyledir. Nem, nefes bile aldırmaz insana. Motor sesiyle kendimden geçmek üzereyken arka sıramdaki kadın, telefonla konuşmaya başladı.
Kadın hiç susmadan anlatıyor, oğlu olduğunu tahmin ettiğim erkek sese öğütler veriyor, söz edilen konuda yanılmaması için uyarılarda bulunuyordu.
“Sakın ha paranın hepsini verme! Çocuğu hiç görmemiş miydin? Nasıl güvenirsin?
Hemen arkasından git, kontrolünü yap. Karşı tarafa ulaştırmış mı emin ol!”
Sırt çantamdan kitabımı çıkarıp okumak için tam hamle yapacağım sırada zırrr… Arkamdaki kadının telefonu çaldı yine. İlk cümleyi okumak nasip olmuştu Allah’tan. İkinci cümleye çıkartma yapacağım sırada konuşma kaldığı yerden devam etmeye başladı.
“Aradın da ulaşamadın mı? Seniha teyzeni ara, onlara yakın oturuyorlar.”
“Yoldayım oğlum, keşke ben geldikten sonra yapsaydın ödemeyi. Dur, interaktif bankacılıktan göndereyim. Bin beş yüzüm olacaktı bankada.”
Parayı gönderirse çocuğun sorunu çözülür, ben de rahatça uykuya dalarım, diye düşündüm. Çantamdan boyunluğumu çıkarıp arkama yaslandım. Gel gör ki hiç de düşündüğüm gibi olmayacağını biraz sonra anlayacaktım.
“Parayı çekemiyor musun? Aaaa, tabii çekemezsin, hafta sonu ya, pazartesi geçer hesabına. Tüh! Nasıl da düşünemedik.”
Oturduğum koltukta kendimi zor tutuyordum. Dudaklarımı ısırmaktan helak olmuştum. “Hanımefendi, sizin ailevi sorunlarınızı bütün otobüs halkının dinlemesine gerek var mı?” diye cırlayacaktım ki muavin, bakışımdan anlamış olmalı, yanıma gelip bir şey isteyip istemediğimi sordu. Belki birazdan, diyerek gönderdim onu. Kadın da telefonu kapattı bu sırada. Bir oh çekip arkama yaslandım, kitaptan bir iki sayfa okursam nasılsa uykum gelirdi. Dün gece evi toparla, çamaşırları ütüle, bavulu hazırla derken çok yorulmuştum. Hele de Arda’dan bir süre ayrı kalacak olmam, beni içten içe yiyip bitiriyordu. Tayinim çıkmıştı, Orhan onun bende kalmasını istemiyordu. Evliliğin resmî çizgisinden henüz çıkmamıştık ama bunu yapmaya hakkı olduğunu düşünüyordu. Oğlumu daha fazla üzmemek için bu duruma ses çıkarmadım. Hafta sonları gidip gelmek çok yorucu olsa da çocuğum için bu duruma katlanacaktım. Kısa süreliğine de olsa kendi sorunlarıma dalmışken arka sıradan yükselen sesle, otobüsün gerçekliğine geri döndüm.
“Oğlum ben sana kaç defa demedim mi herkese güvenilmez diye! Sen hiç beni dinlemiyorsun ki…
Onca altını nasıl teslim edersin bilmediğin kişiye? Sonra da peşine düşersin işte böyle…”
Kadın konuştukça ben ne yaşıyorlar acaba, diye çeşitli senaryolar kuruyordum. Kesin olan şey, oğlanın dolandırılmış olmasıydı. Konuşmada bir ara para, bir ara altın mevzubahis oluyordu. Bir takas işi olabilirdi, borcuna karşılık altınları vermişti belli ki. Anladığım kadarıyla altınlar verildikten sonra gelen kişiyle ilgili bir güvensizlik ortaya çıkmıştı. Bazen önce düşünülmesi gereken akla en son gelir ya… Kuryenin doğru kişi olup olmadığı çocuğun da aklına iş işten geçtikten sonra gelmişti anlaşılan. Neyse, hayat iyi bir öğretmendi, öğretirdi nasılsa.
Kitabımı tekrar elime alıp kaldığım yerden okumaya başladım. Sayfalar ilerledikçe küçük yaştan beri türlü zorluklarla mücadele eden kahramanla kendimi özdeşleştiriyordum. Annesinin genç yaşta ölümü, babaanneyle büyümek zorunda kalışı, konulan katı kuralların çocuk bedenine ağır gelişi derken kaptırmış gidiyordum ki kadın, telefonu alıp tuşlara bastı yine.
“Erkan, ne yaptın oğlum? Bulabildiniz mi çocuğu? Tüh tüh, demek plakasından ulaşamadınız! Yolda plakayı değiştirmiş olmasın! Ah oğlum ah, bu kadar da saf olunmaz ki!..
Deme, tek başına değil miymiş, başkaları da mı işin içindeymiş? Sen neyin içine düştün a oğlum, organize suç örgütü olmasın bunlar bir de.”
Kadıncağız sinirden koltuğunda duramaz hâle gelmişti, ben de ön koltuğunda tabii… Düşünmem gereken yeterince sorun vardı, bir de tanımadığım insanlarınkiyle meşgul olmak istemiyordum. Yola çıkalı kısa bir süre olmasına rağmen Arda’nın kokusu burnumun direğini sızlatıyordu. Onu haftada bir görmeye nasıl dayanırdım? Bensiz ne yapardı? Sorularımın ardı arkası kesilmiyordu, kulaklığımı takıp biraz müzik dinlemek iyi gelir diye düşündüm. Hem yaklaşık on dakikadır kadından ses çıkmıyordu. Tam listeden sözsüz bir parça açıp gözlerimi kapatmıştım ki kadının telefonu bangır bangır çalmaya başladı. Kulaklığa rağmen iliklerime kadar ürperdim.
“Pes doğrusu, bu kadar da olmaz ki!..”
Çıkışımı duyan muavin, hemen yanımda bitti.
Arkadan, “Bana mı söylüyorsunuz?” cümlesini duymazdan gelerek muavine terslendim. Lütfen artık gerekli uyarıları yapın, yoksa birazdan cinnet geçireceğim.
Muavin ikiletmeden kadını daha sessiz olması için uyardı. Kadın da yüksek sesle: “İnsanlık da hiç kalmamış, bir sorunumuz var herhalde, onu çözmeye çalışıyoruz!” diyerek söylenmeye devam etti.
İnanamıyordum, kadın şimdi de bana sarmıştı. Telefonla konuşmasını mumla arar olmuştum. Arkama dönüp “Hanım efendiciğim, benim sizin sorununuzla işim yok, sadece daha sessiz olmanızı rica etmekteyim, malum yol uzun.”… Cümleyi kurmamla kadının yerinden kalkması bir oldu. Sen benim kim olduğumu biliyor musun’lardan tutun da adın ne’lere varan girizgâhtan sonra muavin, duruma kayıtsız kalamadı.
“Allah aşkına yerimi değiştirin, bu kadına daha fazla tahammül edemeyeceğim. Teker dönmeye başladığından beri susmak bilmediği gibi uyarıdan da anlamıyor. Bu kadar sorumsuz davranılmaz ki…”
Sen bana nasıl bu kadın diye hitap edersin, diyen bağırtı eşliğinde aceleyle kendimi görevlinin gösterdiği koltuğa attım.
En iyisi hiç muhatap olmamaktı. Hem biraz da olsa uzaklaşmıştım konuşma canavarından.
Çantamı yerleştirip derin bir oh çektikten sonra Arda’nın hayaliyle gözlerimi kapatıyordum ki daha cılız da olsa kadının sesi duyuldu.
“Erkan şu an çok sinirliyim zaten, hırsımı senden çıkarmayayım! Şimdi doğruca git, büfeden soğuk bir su al, afiyetle iç!”
Göz kapaklarım kapanırken hınzırca gülümsüyordum.
































































































































































































