KIRKYAMA

“Zeyrek iki kantar üstündeyse biri Nizam’ın biri Sevda’nın sırtıdır.”

Nizam’ın yüzü açlıktan çekilmiş, gözleri açılmıyor, sırtı ufalmış, parmakları incecik… Topuğunda iki çivi sızlıyor, beton döküyor dirsekleri, Nizam çalışıyor. Çok çalışıyor. Anası ayrı dövünüyor, babası ayrı… Karısı Sevda duruyor. Bir mayadan kırk hamur çıkarıyor, dövünmüyor. Duruyor. Bir kerpeten bileyliyor, çekiyor kocasının topuğundaki çivileri her gece. Dirseğindeki betonu parçalıyor, deviriyor sırtındaki kantarı. Sevda günü üçe bölüyor; biri kendine, biri çocuklara, biri Nizam’a. Nizam günü alıp Sevda’nın avuçlarına koyuyor. “Biri sana, biri bana, biri çocuklara.” Sevda kime ne düşeceğini biliyor, herkesin hakkını pay ediyor. Kendi hakkını da bugünden yarına mayalıyor. Bir ispirto ocağın, iki teker, bir tablanın fitili olsun diye mayalıyor. Nihayetinde maya ekşiyip sönüyor, bugünden yarına ne Nizam’ın ne Sevda’nın ne de çocukların payı düşüyor.

Maya ekşise de gün dönüyor. Sevda düğün evine yevmiye başı tatlı dökmeye gidiyor, Nizam harç dökmeye… Sevda sıcak ocağın önünde ısınıyor, şerbet kaynadıkça kursağı da kaskatı yağ tutuyor. Ateş çarpan suratını ve benek benek su toplayan sarı avuçlarını da alıp bir balkon aralığı arıyor. Sevda çalışıyor, çok çalışıyor. Kızı ayrı dövünüyor, oğlu ayrı… Kocası duruyor, bir çaputtan kırkyama çıkarıyor, dövünmüyor duruyor. Sağ eli sol elin üstüne bindirmeden sarıyor karısının beneklenmiş sapsarı parmaklarını her gece. Gün dönüyor; Nizam yüzünü Sevda’ya dönüyor, Sevda yüzünü Nizam’a… Hava kapanıyor, gök açılıyor. “Çamur” diyor Nizam, Sevda ise “bereket”… Hava açılıyor, gök kaynıyor. “Ter’’ diyor Sevda, Nizam ise “aydınlık’’… Gün bir kez daha dönüyor, yıl bir kez daha duvarı çentikliyor.

İspirto ocağı fitillemeye kırk hamur da yetmiyor kırk yama da…

Nizam çaresiz ve kımıltısız çenesiyle “İki teker bir tablayı Fatih kaldırıyor, Fener kaldırıyor; Akşemsettin, Zeyrek kaldırıyor da bir bizim kantar kaldırmıyor.” diyor. Evin her bir köşesinde biri dövünüyor. Çocuklar ayrı, nene dede ayrı. Nizam dövünmüyor, Sevda dövünmüyor. Yüzleri, elleri, ayakları ufalıyor. İkisi de bir iniyor bir çıkıyor, bir çöküyor, bir kalkıyor yine de dövünmüyor. İkisi de çalışıyor. Çok çalışıyor. Camı sağlam, tekeri dönen, tezgâhı geniş bir tabla bulunsa da yevmiyeden kalanla Nizam ile Sevda’nın avlusuna çıkmıyor. Sokaklar gümüş kaynıyor, dükkânlardan altın taşıyor. Anası “Akmıyor, bizim avluya baksana!” diyor. Babası “Zeyrek iki kantar üstündeyse biri Nizam’ın biri Sevda’nın sırtıdır.” diye dövündükçe dövünüyor. Anası teki düşmüş altın küpesini uzatıyor Nizam’ın avuçlarına, babası incecik bir künye… Tabla parası, diyor; ocak parası, un, şeker, yağ parası diyor. Nizam’ın avuçları sıkmaktan morarıyor, tırnakları etine giriyor yine de gözü ne küpe görüyor ne künye… Altın nedir bilmiyor, gümüş nedir saymıyor. Bir alyansını görüyor bir de karısını… Harç üstüne harç çeviriyor, cilasını çekiyor, duvarını örüyor. Ötesine bakmıyor. Bir tuğlayı, bir de kırkyamayı sayıyor. Kocasının topuğundan çektiği çiviler çoğaldıkça Sevda da saymayı bırakıyor. Gün dönmüyor, yağmur durmuyor, çamur tere, ter çamura sırt veriyor. Sevda bir alyansını bir de kocasını görüyor. Bir şerbete kaç kaynar geldiğini, bir de parmak aralarında kahveye çalan su beneklerini sayıyor. Ötesine nefesini yettirecek balkon aralığı bulamıyor. Her köşede bir tablacı, her tablada bir tezgâh, her tezgâhta bir ocak görüyor. Nizam ise geceden indiği sokakta her ocağın siftahını da görüyor. Sevda yalnızca durak önünde, vapur girişinde, vezne çıkışında olur da denk düşerse üç beş bozukluğun sesini duyuyor. İkisi de bir kasa nasıl olur bilmiyor. Kiri, kokusu, tabaka tutan kara yağı nasıldır düşünemiyor. Sevda, Nizam’ın sırtındaki kantarı her gece devirirken “Kantar her bir köşesinden kırılsın, parça parça dökülsün. Kantar bir devrilip parçalansın.” diyor.

Nizam uyanıyor, Sevda hiç uyumuyor. Harç katılaşıyor, dökülmüyor. Nizam bu kez ne tuğla ocağına buyuruyor ne çimento çukuruna… Sevda ise kazanını, leğenini sırtlayıp yola çıkmıyor. Ev genişliyor, duvarlar tuğla üstüne çelik bindiriyor.

Kapı sürgüsü açılıyor, üstüne cila çekiliyor. Balkona atılan kazanlar şifa niyetine Nizam’ın çekilmiş yüzüne, incecik parmaklarına can olsun diye kaynatılıyor. Sevda ilk kez kendi balkonunda nefes alıyor. Nizam ilk kez karısının kaynattığı kazan başında bükülmüş dizlerini ısıtıyor. Maya ekşimiyor, kırk hamurun kırkını da tutuyor. Çaput sökülmüyor, kırkyamanın kırkını da tutuyor. Gün dönüyor. Nizam tekeri geri tepmeyen bir tablayı iteleyecek kuvvete geliyor. Sırtındaki kantar parçalanıyor. Gün döndükçe Sevda’nın parmağındaki kara benekler siliniyor. Kursağına istiflenen katı yağ yumuşuyor.

Kuyumcular darabalarını kaldırıyor, tereklerini parlatıyor. Yol yordam haritanın engereklerinden sıyrılıp Nizam’ın incelmiş parmaklarından Sevda’nın ateşten beneklenmiş ellerine çiziliyor. Nizam yüzüğünü çıkarıp Sevda’nın avuçlarına bırakıyor. Sevda bir kerpeten de kendi yüzüğü için bileyliyor. Kocasının topuğundan çektiği tek bir çivinin bile üstüne koymuyor. Kantar, iki yüzüğün ağırlığı altında ezilip ufalıyor. Omzuna çektiği iki zırh çürüdükçe Nizam’ın yüzü gözü açılıyor. Dişleri parlıyor, elleri iki misline çıkıyor. Sevda ocağını kendi balkonuna kuruyor.

Dört duvarına is çalınmış mutfakların karasıyla kavrulan avuçlarına güneşi tembihliyor. El kapısı kapanıyor, şantiye yolu kapanıyor, cayır cayır tutuşan kara ocak sönüyor. Yerine balkon altında tatlı ocağının berisinde üç beş sapı eğrilmiş dut fidanı palazlanıyor. İki tekeri fır dönen lacivert tatlı arabası Fatih sokaklarında yağ olup Nizam ve Sevda’nın avlusuna akıyor. Üçün beşin hesabı çividen kerpetenden sorulmasın, kırkyamaya dikiş, kırk hamura maya tutsun diye peş peşe balkondan tablaya tatlı tepsileri yükleniyor. Sevda beyazlaşıyor, Nizam çoğalıyor. Bir çaputu üçe parçalıyor. Birini kendi parmağına, diğerini Sevda’nın parmağına düğümlüyor. Üçüncü parçayla ispirto ocağı fitilliyor.

İnce ince ısınan tatlı tablasında bir mayadan çıkan kırk hamurun üstü bir çaputtan çıkan kırkyamayla örtülüyor.

0

Görüşünü Paylaş

Bir duygu seçin... 🌟
Yorumunuz incelenmek üzere gönderildi. Teşekkürler!
Yorumlar yükleniyor...

Yazıyı Paylaş