Ben şimdi burada
bu durağanlıkla
içi çekilmek gibi
boylu boyunca uzanmış yatıyorum
böyle üstünkörü yatıyorum
öyle boylu boyunca
tekrar tekrar anlıyorum
ağzımın içindeki çürük dişin
saplantılı ağrısını
Onca sene benimle birlikte
iki büklüm toplanıp oturmuş
Çürüdükçe çürüyor
yayıldıkça yayılıyor.
Gövdem aklımın en köhne yerinde parçalanarak dağılmış gibi
gök ve yer arasında mıydım ne?
Ruhum o gün kendine çeşitli bedenler arayıp içine gire-çıkmış
Her ne kadar beni içine çekip çekip
dışarı fırlatsa da
şu iki dünya arasında hiç gocunmadım
Ruhun binbir türlü – üç hali…
Gittim geldim uyumakla birlikte
üç gün üç ay üç sene.
Gök ve yerin dengesini bozan bu hiçlik duygusu
İnsanın içinden geçirdiği taş kesiği yara
Ağrısı başka bir şey bu
İçi çekilmiş, dışı çürük
Altı hayvan-üstü en kahırlı insan tablosu
Üstüm başım gölge içinde
Sonra
İki sıkımlık can kalıyor geriye
İnsanı oyalayan şu dünyada
nasıl taşın etrafında ot bitmişken beş karış
sabır çekerken öğreniyorum;
gök ve yerin bir urganla saçının örüldüğünü
asılı kalarak sallandığını
gök ve yerin yerinden oynadığını ve
gök ve yerin nasıl ayaklarımın altından çekildiğini.
Oysa bu kadarmış insan!
Hangi bedenden sıkıldımsa çekip gidecektim zaten
Dünya dışarıdan çatlayıp içe yarıldı ondan.
Nerendeyim ben
azalan kelimelerin suyumu bitirmek üzere
Ben böyle her şeyi katlayıp katlayıp
koyuyorum kenara
Homurdandıkça koca koca çıkan harf yumağı düğümlemediğine göre dilimi
Bağışlanmak için yukarı bakan ellerim yanmadığına göre
Bir ölüm bir ölünün içinden korkuyla yükselir
Bir ölü bir ölümün üzerinde şarkıyla yürür
ve bir ölüm bir uykudan telaşla uyanır.
Kim dikti o ateşten heykeli dünyanın en orta doğusuna
Ben bu taşın altından kalkamazsam
Bu kadar yakınım işte
Bir ölümle bir ölüye.
































































































































































































