meşgul bir çünküyü bertaraf edip aramızdaki perdeyi kaldırıyorum
anlamasalar da beklemeye sabır diyorum
denk bir yürüyüşle başlayacak öte geçeler
güneş olacak
avuçlarıma ikamet nasırlar
ve tüm bunları kendine meze eden amansız bir büyümek
meşgul bir çünküyle yaşamak
tutanaklara geçmeyen dillerden fen bilimlerine
gökten sararak düşmez insanın bahtına
küçük bir barakada gözyaşlarının tuzlu olduğunu öğrendim
sesimde hatıra kadar büyük bir kalabalıkla
bunca beklemenin üzerine boca ettiklerimi
en çok meydanlarda dayak yerken bir kanunun tertibinde unuttum
insan unuttuğundan fazlasını kalbinde tutmak konusunda h/aciz
insan kalbin ikinci sorusunda hep zamirsiz
kesik kesik kulağa ilişmeyen eski şarkılarda
bir sırrı açık ederken yakalandım
cami avlusunda kaderini saçlarına örgü yapan
yüzünün yarısını bir mendile işleyen bir gülüş anımsardım
o vakit yazıcılar kamusal alanlarda buna acışma derlerdi
olan biteni çoğul bir yük gibi taşımakla mükellef makullerdendim
bunu ısırgan otlarının teneffüsü ile anlatmaya çalışırsam;
bu kadar cinnet ve kaldırımlarda kendi cenazesinin ertesi
bu yara öylesine değilse nedir zamanaşımı dedikleri
soruları meşgul bir çünküye bağlamayı annemin siyatiğinde buldum
suların yükselmesini ve yılan doğuran kadınları
seyfülmülük yolunda
yürümenin donduğu yerde anlamalıydım bakışın içindeki gölgeyi
dünya, ovuktaki yağmur suyu gibi hep nakarat
kısa cümleler kurmama mani uzun sövgüler
dünya, ovuktaki yağmur suyu gibi hep nakarat derken
bir sûfi göğsümü açıp bir cümlede
iki nehri birleştiriyor
anlamasalar da kıyısında beklemeye sabır diyorum
































































































































































































