Işığın, nesnelere çarpıp gözümüze yansımasıyla oluşan duyumlara renk diyoruz. Kırmızı, mavi, sarı, siyah, beyaz… Hatta vizon, camgöbeği, fildişi, fuşya, limonküfü gibi tonlarına taktığımız isimlerle de renkleri hayatımızın her yerinde kullanıyoruz. Tabiatın şüphesiz sonsuz rengi vardır. Bizler çoğu zaman bu renklere hep bir anlam yüklemişizdir. Beyazın temizliği ve saflığı; siyahın hırsı, ölümü ve gücü; morun yaratıcılığı; mavinin sakinleştiriciliği, kurtarıcılığı ve huzuru; sarının neşeyi, iyimserliği ve dikkati; grinin dengeyi çağrıştırdığı bilinmektedir. Bu anlamlar kim tarafından, ne zaman, nasıl, hangi şartlarda yüklendi bilmiyoruz. Zira yaratılışımızdan bu yana kodlandığından eminim. Işığın yansımasıyla maddi hayatımızdaki renkleri biliyoruz ve tanımlıyoruz. Bir de neyin yansımasıyla oluştuğunu bilmediğimiz, manevi veya içsel hayatımızdaki renklerin birkaçını, “ben” terazisinde yorumladım.
Acı:
İnsan olarak varoluşumuzun aynelyakîn kanıtlarından biri şüphesiz acıdır. Avcı toplayıcı toplumlardan günümüze kadar acı; aşk gibi bütün bağlamların, bağdaştırmaların temel dinamiklerinden biri olmuştur. İnsanlar, yaşamları boyunca sürekli olarak arınmak ister. Acı, bu arınma işleminde bilinç, bilinçaltı ve bilinçüstü merkezlerimizin sinematografisini tepeden tırnağa süzmeye yarayan semantik çığlıktır. Canlı içgüdülerimize yön veren bilincin gıdasıdır. Acı, kendini kaybettiğinde ortaya çıkan kendini bulmadır. Derstir, biterken başlamaktır ve sığınmaktır. Sahip olduğumuz huzurun tatlandırıcısıdır. İçinde şefkat, sorumluluk, teslimiyet ve sabır vardır. Hem unutmaktır hem hatırlamaktır. Zihnin en gerçek, en mistik psikometrisidir. Hatıra gibi, yokluğun varlığıdır. Hakikate çileli ama en kestirme yoldur.
Özlem:
Varoluşumuzun bir diğer kanıtı da özlemdir. Özlem, herhangi bir şeye kavuşma isteği veya duygusudur. Karanlığı haddeden süzüp geceyi hecelerden çıkarmaktır. Hüzün sofrasında doyamamaktır. Yalnızlık masalları dinlemektir. Ruhundaki boşlukları özlem duyduğun şeyle doldurmaktır. Sevdiğinin sarayını göremeyip sadece kapısından bakmaktır. Ona kavuşmak isterken kendine kavuşmaktır. Anılarınızın fotoğraf sergisinde gezinmektir. Sımsıcak duygularla “hoş geldin” demeyi umut etmektir.
Huzur:
Sanırım en belirgin belirtisi, içinin içine sığmamasıdır. İmparatorluktur. Ruhun acısının görünemediği nadir duygulardan biridir. Kötü giden maddi ve manevi bütün hayat şartlarının antikorudur. Ne kadar zehirlensen de huzur seni daima iyileştirir. İnşa etmesi ve yaşamına sabitlenmesi oldukça külfetli olduğundan kalıcı olanına rastlaması zordur. Gerçek ile hayal arasında bir yerde durur ve sizi sürekli besler. Teslimiyet ister. Duruş ister. Arılık ister. Zamanın büküldüğü, genişlediği veya daraldığı eşsiz yaşam telidir. Aşk okulundan mezundur huzur. O yüzden denklemi çoğu zaman karmaşıktır. Hata kabul etmez, çabucak kaçıverir. Sezgi, ezgi, tutku, sonsuzluk, sevgi, ilgi, algı gibi içsel çığlıkları vardır. Alternatifi genellikle olmaz. Hissettiğinde bazı duyuların sersemler. Mesela yıldızların karanfil kokusuna denk gelirsin dudak kenarında. Anlaşılmaz, anlatılmaz ve vazgeçilmezdir.
































































































































































































