OİDİPUS’UN KOLLARINDA İNSANLIK

Mitolojide geçen Oidipus’u duymuşsunuzdur. Duymadıysanız da size biraz bahsetmek isterim. Çünkü psikanaliz dünyasında Oidipus’un öyküsü oldukça önemli bir yere sahip. Neydi Oidipus? Oidipus hem emekti hem ihanet, hem iç güdüydü hem bilinç.

Oidipus’un hayatına bakarken travmalarla örülü bir yaşamın trajedi ile son buluşunu görüyoruz. Henüz üç günlükken topukları delinerek bağlanıp ölümü için ormana atılan bir bebeğin bir krala dönüşümü de var aynı trajedide.

Tanrılar mı lanet etmişti? Henüz bir bebekken kaderine teslim edilen Oidipus’un günahı neydi?

Bir tragedya olarak MÖ 429 yılında yazılan Oidipus, Antik Yunan’ın tüm serzenişlerini içeren bir eserdir. Mitolojik bir öyküden yola çıkarak Yunanlıların mevcut düzenleri, aile yapıları ve insanlığın kaderi irdelenir. Rene Girard, Dostoyevski eserleri üzerine kaleme aldığı eseri Yeraltı İnsanı’nda şöyle bir ifadeyi kullanır: …Bu Kahramanlar “her aşkın sahiplenici yanından” vazgeçmek şöyle dursun, ondan başka bir şey görmezler, çünkü öyle değildirler. Peki, o zaman neden oldukları şeyin tersi gibi görünmeyi, kendilerini de öyle görmeyi başarırlar? Çünkü gurur, az ya da çok uzun vadede, her zaman aradığı şeyle taban tabana zıt sonuçlar doğuran, çelişkili ve kör bir güçtür. En bağnaz gurur en ufak başarısızlıkta ötekinin karşısında yerlere kadar eğilmeye hazırdır. Demek ki, dışarıdan alçakgönüllülüğe benzer. En aşırı bencillik bizi, en ufak bozgunda, gönüllü kölelere dönüştürür; demek ki, dışarıdan özveri ruhuna benzer…”
(Girard Rene, Dostoyevski: Yeraltı İnsanı, Everest Yay. 2014, s. 25)

Girard, eserinde Dostoyevski ve onun roman karakterleri üzerinden böyle bir tespit yapmıştır.

Ama mitolojideki karakterlere ve özellikle de Oidipus’a baktığımızda bu cümlelerin birer yansımalarını görürüz. Oidipus, henüz bebekken bir kâhinin kehaneti yüzünden Thebai kral ve kraliçesi olan ebeveynleri tarafından ölüme terk edilir. Oidipus’u bulan bir çoban, ebeveyn olmayı çok isteyen Korinth kralı Polybos ve kraliçe Merope’ye (veya Periboea’ya) armağan eder. Kehanete göre Oidipus babasını öldürecek ve annesiyle evlenerek ondan çocuklara sahip olacaktır. Thebai Kralı Laios ve Kraliçe İokaste, Oidipus’u öldürdüklerini düşünerek rahat nefes alırlar. Fakat kehanet kendini doğrulamaya adım adım yaklaşır. Yıllar sonra Korinth’ten de kovulan Oidipus, yolda gerçek babası Laios’a rastlar; gururu ve öfkesine yenik düşerek babası olduğunu bilmediği kralı öldürür. Sonra Thebai’ye gider ve halkı bir yaratıktan kurtarır.

Oidipus, incinmiş egosunu Thebai halkına gösterdiği kahramanlık örneğiyle tekrar güçlendirir. Ama hâlâ kendine dönüp bakmayı akıl edemez. Thebai’ye kral olur, İokaste (annesi) ile evlenir. Çünkü gururu onun tüm bunları ve hatta daha fazlasını hak ettiğini fısıldar sürekli kulağına. Oidupus’un tam dört tane çocuğu (kardeşi) olur.

Şehrin surlarını yükseltir, tüm soylularla arasını iyi tutar. Herkes Kral Oidipus’tan ölesiye korkar. Ama Oidipus bir şeylerin ters gittiğini ve halkın serzenişlerini duymaz, duymak istemez çünkü sırası değildir. Gözünü başka topraklara diker. Thebai’den anne ve babasının ölüm haberi gelir, artık oranın da yasal olarak vârisidir. Daha ne ister ki Oidipus? Güzel karısı, sağlıklı oğulları ve güzel kızları vardır. Ama her şey yine bir kâhinin kehaneti ile altüst olur. Bir gecede eşini, annesini, çocuklarını, krallığını ve gözlerini kaybeder Oidipus.

Oidipus’un öyküsüne baktığımızda gözümüze ilk çarpan, gururdan sonra cehaletle sergilenen kahramanlıktır. Oidipus, gözleri kör olunca bazı gerçekleri görmeye başlar. Gururunu eğebilmeyi, kahraman olmayı asıl kör olduğunda öğrenir. Biricik kızı Antigone’nin rolü büyüktür bu işte ama Oidipus bir kadının yardımını aldığını kabul edemeyecek kadar kördür hâlâ. Mitolojide her zaman konu, ilahi olanla insani hisler arasındaki güç savaşıdır. Ama tüm öykülerin sonunda, insanı bir sır olarak nakleder mitoloji.

Oidipus’un trajik mücadelesi de kendi içinde yarattığı Tanrı kompleksi ile olandır.

Bir yandan güçlü hissedip bir yandan aşağılanmış hissedebilmeyi ancak insan başarabilir. Oidupus’un gururu, tüm insanlığın örneğidir bir yandan da. Sonsuz olduklarına inanır tüm krallar ve kraliçeler. Dünyanın sahipleri gibi davranır, asla vazgeçmezler ceplerini de sırtlarını da doldurmaktan. İnsanlık Oidipus’un kollarındadır her zaman. Asla da bırakmaz Oidipus insanlığı. Bu yüzdendir hâlâ anneleri tarafından doğrulamamış yetişkinlerin aramızda olması. Anne ve babalarına bağlı travmaları ile yeni travmaları tetikler ama hâlâ gururlarından dönüp içlerine bakmazlar. Sevgilileri, eşleri, arkadaşları, “halkları” onların gözünde aidiyet tanımından başka bir şey değillerdir.

Hepimizin “ödipal kompleksi” vardır der Freud. Anne ve babalarımızın günahlarını taşıyan travma çocuklarıyız ve bazılarımız hâlâ doğamıyor bu kâbustan. İçinde bulunduğumuz zaman değişmiş gibi görünse de insan hâlâ aynı insan, dünya da aynı dünya. Ama hepimizin bir gün farkına varacağı şey de aynı: Biz gideceğiz ve devam edecek dünya! İşte bu yüzden ve her zaman bilginin ışığı bizimle olsun!

0

Görüşünü Paylaş

Bir duygu seçin... 🌟
Yorumunuz incelenmek üzere gönderildi. Teşekkürler!
Yorumlar yükleniyor...

Yazıyı Paylaş