BÜKLÜM BÜKLÜM

Koyu mavi. Uçsuz ve bucaksız. Sonsuz. Kumların kolları var. Belki de dev bir ahtapottu beni aşağı çeken. Tüm bunlar hayal de olabilirdi. Hatırlamıyordum. Sadece aşağı çekiliyordum. Bacaklarım, kocaman bir daire çizmeye hazırlanan pergel misali açık ve sabit. Bana ait değillerdi. Ellerim, yosun saçlarım öyle miydi peki? Onların her zerresini hissediyordum. Her noktam benimdi. Parmaklarım tat alıyor, saçlarım kokluyor, gözlerim dokunuyordu. Bedenim koca bir bütün. Bacaklarım hariç. Onlar kumların ya da dev ahtapotun.

Sonra seni gördüm. Bacaklarındaki zayıf tüyler suyun altında dans ediyordu. Boğuluyordum. Gözlerim dans eden tüylerine takıldı. Güldüm. Sonra ellerin uzandı. Kaç zaman sonraydı? Keşke saatimin bozulmasını göze alıp öyle girseydim suya. En azından suyun altındaki sonsuz zamanı takip ederdim. Ellerin kollarıma kilitlendi. Tam o esnada çığlıkları duydum. Anneme ait uzak sesler. Beni çıkardın. Dev ahtapottan kız kardeşini kurtaran kahraman bir denizciymişsin gibi baktım sana. Boynuna sarıldım. O ahtapottum. Abim olduğun son an oydu. Belki de o yüzden dakikalarca, senin tüm kurtuluş çabana rağmen, sarıldım sana. Sonrası denizin kör karanlığı. Sonrası yokuş aşağı.

Kapının eşiği düşman topraklarına çekilmiş bir hudut. Girmek istemiyordum. Mecburdum.

İki büklüm, on büklüm, hiç büklüm. Evdeki herkes ve her şey büklüm büklümdü. Fidan, kapıyla duvar arasında iki büklüm. Adı gibi değildi. Kırılmış, morarmış, kan kırmızısı. Senin ellerin yumruk. Sımsıkı on büklüm. Tüm parmakların pişman, bembeyaz. Sen değildin. Karın, heykel misali kıpırtısız. Sadece gözleri hareket ediyordu. Dimdik ayakta. Duvarlar gibi. Hiç bükülmemişti.

Tüm bunlar senin suçun. Bu evin hâli, bundan önceki evin, belki bundan sonraki… Senin yüzünden. Ellerin, gözlerin, kulakların, dilin, kafanın içi yüzünden.

Çıkmaz o kan yıkamayla. Ellerin temizlenince geçer mi sanıyorsun? Sen gençken de böyleydin.

Bizim evimiz de böyleydi. O zaman da bize dar ederdin zaten küçük olan dünyamızı. Hatırlıyorsun değil mi? Unutamazsın. Ben var olduğum sürece unutamayacaksın. Attığın tokadın karşılığını kaldırımlardan almıştın. Babam ne güzel kapı dışarı etmişti seni. Oh, iyi olmuştu sana. Oysa birkaç sene öncesine kadar sen benim kahraman abimdin.

Şu hâlinize bak. Anlamıyor musun be adam? Bu kadar zor mu bunu anlamak? Karın nasıl doğurdu, senin şu hiç hak etmediğin güzel çocukları? Kanıyoruz. Biz kanamasak çocuk olmaz. Çevirme o patates çuvalı kafanı. Homurdanmayı da kes! Yüzüme bak! Ka-nı-yo-ruz! Zaten iki gram olan aklını da o gittiğin sohbetlerde yitirdin. Şimdi ne oldu peki? Eviniz mi kirlendi? Yoksa kıymetli namusun mu? On beş yaşında şu kız… Senin kızın. Düşmanın mı bu çocuk senin? Nasıl bu hâle getirdin? Tabii ki genç bir kız olarak kanayacak. Kanaması olmasaydı sorun olurdu. Ama sen ne anlarsın? Evlendirip kucağına torun versin istersin. Salak! Neymiş, banyonun çöpünde kanlı ped görmüş. Çek çek, bir estağfurullah da benim için çek! Gücün yetse beni de döversin. Eniştenden bu kadar korkmasan?

Şuna bak, “enişten” deyince bile hazır ola geçiyorsun. Ödlek! Bu kadarcıksın işte. Bak parmaklarıma! Bu kadar… Değersizsin! Kendi gölgenden bile korkarsın! Sen istersen sığın o sıska gölgene. Görünmez ol. Yok ol. Ama rahat bırak şu insanları! Bunlar senin kölen değil. Karın alışmış. O, bitmiş. Yok olmuş, yok etmişsin. Peki bu çocuklar? Pırlanta gibi iki kız. Ne dedin? Hayır, dönemez gözün. O beş para etmez arkadaşlarına dönsün gözün! Senin bu evdeki varlığın bile zulüm.

Bak, çantamdan ne çıkaracağım? Nasıl da parladı gözlerin! Endişelenme, para da vereceğim. Ama önce bir bak. Sakın! Bir adım daha atma! Çarpıldın be! Korkma yahu alt tarafı bir ped. Tüm gösteriyi kafanı çevirmeden izlersen on bin liran hazır. İyi para, değil mi? Senin ikinci Allah’ın. Birincinin yolunda gibisin ama asıl olan ikincisi. Eveeet, nerede kalmıştık? Sana ped nasıl bir şey onu tanıtacaktım. Malum bilmeyen kalmadı ama sen reklamlarda görsen kanalı değiştirirsin kesin. Bak şu kanatlar bizi uçuruyor. Şaka şaka, onlar kayma yapmasın diye var! Kayarsa ne olur? Her yer kan olur. Çok pahalıdır he! Bazı ülkelerde bedavaymış, biliyor musun?

Ama dur, senin bunu anlaman için kırk fırın ekmek yemen lazım! Sahi, bu kadınla bu kızlar nasıl alıyorlar hiç merak etmedin mi? Bencil herif!

Şimdi, Fidan’ı da Yasemin’i de alıp gidiyorum. Bu hafta bende kalacaklar. Karın seni bırakıp gelmez. Kafasını bile kaldırıp bakamıyor. Sen onun başından eksik olma sakın. Sana taparken analığını unutmuş zavallı. Al bakalım. Biz çıktıktan sonra toplarsın yerden. Saymayı unutma. Parayı yerde bulsan sayacaksın, değil mi? Aslında bunları yerden toplarken seni izlemeyi çok isterdim ama işlerim var. Hem kızları da şımartacağım daha, ohooo bugün iş çok! Eniştene de bu defa hiçbir şey anlatmayacağım. Fakat seni son kez ikaz ediyorum. Hadi kalın sağlıcakla mağaranızda.

Kırmızı. Kıpkırmızı. Duvarlar damar damar. Kırmızı damarlar. Kırmızının her tonu. Ama en fenası mora çalan kırmızı. Görmüyor musun kadın? Yerlerinden çıkıyorlar. Ben senin kocanım. Atanım atan. Beni ele geçirmelerine izin mi vereceksin? Bacaklarımı sardılar. Kurtarsana beni! Euzibillahimineşşeytanirracim! Sen koru Rabb’im! Toplasana paraları, hepsi kan oldu! Nasıl temizleriz bu kanı? Öyle dur!

Durduğun yerde öldün mü kız yoksa? Öylece gözlerin açık? Boğuluyorum. Bu kan ikimizi de… Kızları ara! Bu kan…

0

Görüşünü Paylaş

Bir duygu seçin... 🌟
Yorumunuz incelenmek üzere gönderildi. Teşekkürler!
Yorumlar yükleniyor...

Yazıyı Paylaş