Kutu, kutu içinde. Kutu eldeki aynanın içinde. Gözleri aynanın dışında, ekoseden fırlamış kıllı parmaklarda. Kendinden uzak. Aynanın içinde.
Yatağa uzanmış ayak parmaklarını izliyor. Kot pantolonu ve kazağı şifoniyerin üzerinde, çorapları yatağın yanında yerde. Gözleri çoraplarına takılıyor. Ruhu çekilmiş beden, çıkarılmış çoraplar.
Ne olurdu sanki şu ayak parmaklarımdaki kıllar kafamda olsaydı. Artık nasıl bağırdıysam ödü patladı pezevengin. Hayır, sen bana sordun mu istiyor muyum diye. Ben kel miyim it. Kötü bir niyeti yokmuş, hafif açılmış, o boktan toz mucize gibiymiş, onda varmış, istersem satarmış. Fırsatçı köpek. Ben kel değilim ki biraz açılma var o kadar. Transparan benim kafam bir kere derken aynayı usulca masaya bırakıyor.
Pencereyi açıp bir sigara yakıyor. Derin bir nefes çekiyor. Rüzgâr dumanı odaya taşıyor. Huzursuz, hızlı çekişlerle bitmemiş sigarayı sokağa fırlatıyor.
Yatağa uzanıp aynaya bir daha bakıyor.
Ne olmuş biraz açıldıysa tepeler. Hâlâ bir sürü beğenenim var benim. Sürüyle takipçim var. Onlar gerçek değilmiş. Nasıl değil. Al işte sen meydanı boş bırakınca ben biriyle yazıştım. Kadın buluşmak istedi. Evine davet etti. Al sana gerçek. Yok, ben yalnızlıktan korkuyormuşum, dikkat çekmek için elimden geleni yapıyormuşum. İlgi orospusu demek istedi de hanımefendi, çizgisinden çıkmadı. Tüküreyim hanımefendiliğine. Asıl senin gözün korktu be benim düzenimden, ailemden. Sorumluluk almaktan kaçtın. Hanımefendi özgürlüklerini zor elde etmiş, kimse için vazgeçemezmiş. Kırk yaşıma gelmişim daha annemle babamla yaşıyormuşum. Olur muymuş öyle şey. Evde rahat nefes bile alamıyormuşum. Çokbilmiş. Gayet keyfim yerinde. Huzurluyum. Senin o beğenmediğin annem her şeyimi hazır ediyor. Dilediğim her şeyi yapıyorum. Tabii ki saygısızlık yapmamaya çalışıyorum. Beraber yaşamanın gerektirdikleri bunlar. Ah tabii Hande Hanım bunları nereden bilecek. O tek tabanca, özgür kız.
Aynayı eline alıp tekrar saçlarına bakıyor. Sağ elinin işaret ve yüzük parmaklarını yalayıp kaşlarını düzeltiyor.
Yok be oğlum iş var sende. Bakma o yavşak berbere. Güya çok yakışıklı olacakmışım, en az on sene gençleşirmişim. İhtiyacım mı var? Öyle tipsiz de sayılmam hani. Ah tabii hanımefendinin baktığı erkeklerle kıyaslanamam. En az altı baklava sayar o. Karşısındaki erkeğe saygısı olan, azıcık sorumluluk sahibi bir kadın öyle uluorta sosyal medyada başka erkekleri beğenir mi demek, beni geri kafalı yaparmış. Çek o beğeniyi dedim diye nasıl inatlaştı benimle keçi. Bana karşı sorumlu hissetmiyorsan ben de senin yüzüne telefonu öyle kapatırım. Otur, derdine yan Hande Hanım. Benim gibi düzgün insanı kaybettin.
Camdan sarkarak bir sigara daha içiyor. Sokak lambasının ışığı titriyor. Tınnnn. Karanlık. Sigara, ateş böceği misali. Tüm sokak uykuda. Sokak lambası sessiz.
Yatağa uzanıp aynayı ters çeviriyor.
Acaba kaşlarımdan alıp çoğaltabilirler mi? Enseden alıyorlarmış ama güçlü kökler olmalıymış. Benim kaşlarım güçlü bir de ayak parmaklarımın kılları. Keşke iki bira alsaydım eve dönerken. Şimdi çantayla gizlice sokmaya çalışsam dikkat çeker bu saatte. Sonra babamın delici bakışlarıyla uğraş dur. Neyse bari bir kahve isteyeyim. Hem sosyal medyada paylaşır azıcık geyik yaparım milletle. Herkes çok beğeniyor paylaştığım fotoğrafları. Eee kardeşim emek var. Ben o fotoğrafları çekmek için nasıl uğraş veriyorum. Hande hanım arka planda nasıl uğraştığımı paylaşacaktı. Yüzündeki alaycı ifadeyi unutmuyorum. O zamanlar beğendiği için paylaşacak sanmıştım. Meğer içten içe hor görüyormuş benim emeğimi. Kendime ellerimle kafes örmüşüm. Kafesimin içinde mutluymuşum. Kocaman da olsa o kafese giremezmiş. Girmezsen girme. Kafes değil aile denir buna, yuva denir. Nasıl nefes alıyormuşum bu odada. Bana cennet burası. İstediğim her şey var. Alıştığım her şey. Konforunu bozmuyorsun demiştin ya bir onda haklıydın işte küçük hanım. Bozmuyorum.
Gıcırdayan oda kapısına sessiz bir küfür savurup tuvalete giriyor. Çıktığında babasıyla burun buruna geliyor. Babası, bakışlarını saçlarından ayırmadan sabahlara kadar oturmamasını tembihliyor.
Böyle geriye yatırınca biraz daha hacimli duruyor. Kel değilim ben. Bizim sülalede kel yok. Stresten biraz döküldü. Ne var bunda. Bir tel beyazım yok. Kırk yaşına merdiven dayadık, hani son basamaklar belki ama ölmedik. Ben bu hayatı tercih ediyorum. Yalnızlığım lütuf gibi. Yalnızlıktan korkmuyorum. Yaşlanmaktan da korkmuyorum. Hele kellikten asla. Hande Hanımın isabetsiz ve münasebetsiz tespitleri tüm bunlar.
Pencereyi açıp bir sigara yakıyor. Rüzgâr nemli saçlarının arasından buzdan bıçak gibi geçiyor. Üşüyor. Yatağa uzanıp sol avucunu küllük yapıyor. Tavana yükselen sigara dumanını izliyor. Fısıltıdan bir oh eşliğinde ikinci derin nefesi çekiyor.
En iyisi kapaklı kül tablalarından almak. Her seferinde elim yanıyor. Yatağın altına saklarım. Bir de şapka mı alsam acaba. Bu havalarda şapka takarım, kışın da bere. O zaman görünmez açılan yerler. Bu hızla devam eder mi acaba açılmaya? Ya tam kel olursam. Az önce pencerede kafam buz tuttu. Biraz uzatıp şu tarafa tararsam belli olmaz. Hande yanımda olsaydı kelliği falan hiç düşünmezdim. Neyse şu sigara bitmeden bir hikâye paylaşayım. Geçenlerde sayfama bakmıştı. Belli ki o da özledi. Hem belki o zaman…
































































































































































































