ÇAVDAR TARLASINDAKİ ÇOCUKLARIN BİLİNMEYENKERİ VE T. D. SALİNCİR

Not: Öyle sanıyorum ki kıymeti bilinmeyen pek çok edebiyatçımız vardır ve bunları bulup ortaya çıkarmak önemli bir hizmettir. Biz de naçizane bu işe talip olduk. Değeri bilinmemiş, adı duyulmamış pek önemli bir edebiyatçımız ki talihsizlikler içinde yaşamış ve ölmüştür. Yazmayı başarabildiği tek romanı, döneminde Tanpınar’ın tabiriyle sükût suikastına uğramış olan Temel Dursun Salincir’i tarih sahnesine çıkaran ilk yazıyı yayınlamaktan onur duyuyoruz.

Temel Dursun Salincir, soyadını doğduğu köyden alıyordu. Çorum’un köylerinden biri olan Salincir kasabasında 1918’de doğan Salincir’in dedeleri, uzun süredir bu köyde yaşamaktaydı. Gerçi kime göre, neye göre uzun o da var.

Salincir’in adı konulurken hem annesi hem de babası, kendi babalarının ismini vermek için ısrar etmişti, fakat sonunda orta yolu ikisini birden koyarak bulmuşlardı. Bu iki isim daha sonra Türk mizahının üzerinde en çok fıkra anlatılan isimleri arasına girecekti.

Bugün birçok kimseye Temel ve Dursun karakterleri fıkra için uydurulmuş kurgusal karakterler gibi gelse de bu ikisi aslında gerçekten yaşamıştır. Başka bir yazımızda belki onları da ele alırız, fakat burada önceliğimiz Salincir. Ama şimdi okurun merakı kabarmışken küçük de olsa bilgi verelim, yoksa maazallah genç okurlarımızın dimağı falan şişer. Temel dedesi, bir kan davası sonrası Karadeniz taraflarındaki köyünden kaçıp Salincir köyüne yerleşmiş büyük dededen alıyordu ismini. Dursun dede ise, on bir kardeşin sonuncusu olduğu için bu ada sahipmiş. Işığı gören geliyor, her seferinde çocuk mu olacak, diye isyan eden babası onu gördükten sonra doğum kontrol kavramıyla haşır neşir olmaya karar vermiş çünkü.

Temel Dursun, bu nedenle adının sadece baş harflerini kullandı kitabında.

Salincir’in babası, bir görev için İstanbul’a gider. Salincir de “babasının görevi nedeniyle bir yerlere giden edebiyatçılar” arasında böylece yerini almıştır. Hayatı, babasının ticari görevi için gittiği İstanbul’da zengin olmasıyla bir anda değişir.

Dram tırmanırken…

Baba, önce annesini boşar. İstanbul’da yaşayan Alman bir kadınla evlenir. Oğlu Temel Dursun’u da yanına aldırır. Dursun, bu kadından İngilizce ve Almanca öğrenir. Daha sonra Salincir, cici annesinin memleketi olan Leipzig’deki bir köyde altı ay geçirir. Fakat babasının ani ölümüyle Çorum’a geri döner. Fakat döndüğünde dedesinden annesinin bir başka adamla evlendiği ve yakın zamanda doğum yaparken öldüğü bilgisini alır. Artık büsbütün yalnızdır…

Civarda ilkokulu bitiren ilk kişilerden olduğu için hemen öğretmen olur. O dönemde şehir de köy gibidir. Çocuklar, çavdar tarlalarında çalışmakta ve derslere çoğu gelememektedir. Derse gelen bir avuç çocukla ilgilendikten sonra bir yıl boyunca çavdar tarlalarını dolaşır, ailelerini çocukları okula göndermeleri için ikna etmeye çalışır. Fakat nafile…

Dönem milli şef dönemidir ve durumu İsmet Paşa’ya bildiren bir mektup yazmak ister. Zaten çeşitli yetkililere onlarca mektup yazmıştır konuyla ilgili. Bu mektup bir türlü bitmemektedir, uzamakta da uzamaktadır. Baştan yazmak ister kaç kez, belki bir maaşı kâğıt ve mürekkebe gitmiştir. Bir yılın sonunda elinde bir sürü müsvedde ile kapısına polislerin dayandığını görür. Çocuk işçileri sömüren ağababaları yedirir mi hiç iş gücünü? Komünist diye ayrı, irticacı diye ayrı ihbar edilmiştir.

Mapus damlarında Nâzım’la…

Bundan sonrası derdini anlatana kadar davalar ve Türkiye’nin çeşitli şehirlerinde hapishaneler. İstanbul hapishanesinde Nazım Hikmet’le aynı koğuşta yatar. Nazım, eşine mektuplarında bu garip adamdan “Sürekli benim eşim ve akrabalarımın ilgisine vurgu yapar, hadi yine iyisin der dururdu. Edebiyatla ilgisi falan varmış. O da kâğıt kalemle çok meşgul olurmuş. Fakat biraz kıl bir adamdı, onunla pek aram olmadı.” diye bahseder.

O sıralar çıkan bir afla salınan Salincir, bir daha hapse girmemek için Almanya’ya, cici annesinin köyüne kaçar. Cici dedesi ile birlikte bir süre peynir satıcılığı yaparlar. Olga adında kendisinden on yaş büyük bir kadınla evlenir. Alman vatandaşlığına geçer. İkinci Dünya Savaşı’nda da orduya alınır. Bir anda kendisini Alman ordusunun içinde Almanlıktan aldığı hazzı başka hiçbir şeyden alamazken bulur. Fakat savaşın kara yüzü insanda zevk mi bırakır. Yirmi yedi yaşında ölen, Kapıların Ardında oyununun yazarı Wolfgang Borchert ile aynı birlikte bulunur. İkisi beraber savaşların bittiğini ve bir tiyatro kurduklarını düşlerler. Lakin olamaz…

Savaşta yaralanır. Ordudan çıkarılır. Artık sol gözü görmüyordur çünkü. Eşiyle araları bozulur, artık geçinemeyeceğini anlayınca Çorum’a döner. Çorum’da tutunamaz ve İzmit’te açılan bir fabrikada uzun süre çevirmen olarak çalışır. Salincir, o ünlü romanı “Çavdar Tarlasında Çocuklar”ı yıllar önce yazdığı mektupları bir araya toplayarak meydana getirir.

Balık-ekmek ve kader anı…

Bir süre kitabını bastırabilmek için Bâbıâlï’de sürter. Oraya gider beğenmezler, buraya gider “Sen başımıza bela mı açacañ, gomünüs!” diye azarlanır. “Ne solcuyum ne sağcı, açım aç; bi tanesi de o kadar yol geldin aç mısın tok musun demedi!” diye söylenerek Eminönü’ne iner. Balık-ekmeğini yerken kâğıt tomarlarının ilk sayfaları uçuşur. Uzakta bir adamın kâğıda basarak onu durdurduğunu görür. Yanına gidene kadar adam kâğıdı eline alıp okumaya başlamıştır. Evet, o kişi Bâbıâli’den bir yayıncıdır. Kitabını basmaya karar verir, fakat tek şartla; basım masraflarını Salincir kendi ödeyecektir.

Yıllık izninin son gününe gelen Salincir’in artık sabrı kalmamıştır. Adamın istediği parayı verir ve şaheserini bastırmaya böylece muvaffak olur. Talih yüzüne yine gülmeyecektir. Okur pek ilgilenmez. Romanı, ikinci baskıyı görmez. Bugün sahaflar onun kitabı hakkında “Yav saçma sapan mektuplarını bir araya getirmiş roman diye, öyle bir kıymet bilmeme durumu falan yok. İsim benzerliğinden birkaç soran oluyo işte” diye bahsetmektedirler.

Önce Gönülçelen, sonra da orijinal adıyla “Çavdar Tarlasında Çocuklar” olarak dilimize çevrilen eser, J.D. Salinger’in kitabının bir kopyası sanılmaktan kurtulamaz. Tek şansı kitap basıldıktan kısa bir süre sonra soba zehirlenmesinden terk-i diyar etmesi olarak görülebilir Salincir’in; çünkü kitabının hiç satmadığını görüp üzülmek zorunda kalmamıştır.

Oysaki çavdar tarlasında usulsüz çalıştırılan çocuk işçilerin hikâyesini sadece o yazmıştır…

İleride yine bambaşka bir bilinmeyen kaliteli edebiyatçının yaşam öyküsünde buluşmak üzere…

0

Görüşünü Paylaş

Bir duygu seçin... 🌟
Yorumunuz incelenmek üzere gönderildi. Teşekkürler!
Yorumlar yükleniyor...

Yazıyı Paylaş