ABDULLAH AREN ÇELİK, 1978 yılında doğdu. Çeşitli dergi ve gazetelerde yazılar yazıp çeviriler yaptı. Mardin Artuklu Üniversitesi Yaşayan Diller Enstitüsü’nde yüksek lisansını tamamladı. İlerde Hep Yalnız ve Kandan Adam romanları Everest Yayınları tarafından yayımlandı.
Burcu Ünlü: İlerde Hep Yalnız ve Kandan Adam’dan sonra Yediler Teknesi, Everest Yayınları etiketiyle okuyucuya sunuldu. Öncelikle yolu açık olsun diyelim. Yediler Teknesi, oldukça katmanlı bir metin. Kaybolan insanlarla örtülü hayali bir şehir var: Siderya. Sanıyorum kitap için avangart bir metin demek yanlış olmaz. Marangoz Eyüp’ün hikâyesinde yatan, tarihten izler taşıyan alt metin ise oldukça başarılı. Bizlere biraz Yediler Teknesi’nin yazım sürecinden bahseder misin?
Abdullah Aren Çelik: Yazmaya başlamadan önce, kitabın fikri hakkında öncelikle çokça malzeme biriktirmeye çalışırım. Kitaba başlarken aklımda bir mülteci hikâyesi yazmak vardı, fakat bu hikâyeyi kurarken belki de yaşadığım coğrafyadan dolayı insanların topraklarını terk etme nedenlerini sorgularken buldum kendimi. Bu arayış beni odağında bir savaşın olduğu, buna paralel savaşa karşı çıkan insanların nasıl ekarte edildiğini fark ettim. Dolayısıyla metin yazıldıkça hem bir mülteci hikâyesi, hem de yola çıkanların hayatıyla ödediği bir yolculuk hikâyesine dönüştü. Yaşananlar o kadar çarpıcı ki “gerçeğe” yaslanarak anlatmak zayıflatabilirdi yaşananları, ben de hikâyemi senin de dediğin gibi avangard bir anlatıyla ortaya koydum. Hikâye hayali bir yerde geçiyor, bunun yapmamdaki neden, okuyan herkesin kendinden bir şeyler bulmasının istememdi. Dünya huzurlu bir yer değil artık. Bugün savaşsız bir coğrafyanın, hastalıksız bir toplumun, ekolojik bozulmanın olmadığı bir yer yok neredeyse. Yukarıda da söylediğim gibi, bazı şeyleri gerçeğe dayanarak anlatmak, metnin gücünü zayıflatabilir, bozulma anlamında o kadar fantastik bir dünya var ki önümüzde, “anlatılır” gibi değil. Haliyle ortaya bu metin çıktı.
Burcu Ünlü: Mülteciler… Daha iyi bir yaşam hayaliyle ülkesini terk eden ya da zorunlu göçe (herhangi bir savaştan dolayı) maruz kalanlar. Kitabın belki de en hassas konusu bu. Bu konuyu işlerken ne hissettiğini merak ediyorum aslında.
Abdullah Aren Çelik: Yediler Teknesi’nin yazım süreci çok sancılıydı, diğer kitaplarımda eğlenmiştim yazarken, ama bunda hasta düşecek kadar bedenen yorulduğumu, ruhumun da bundan payını aldığını söylemeliyim. Bazı zamanlar yazı masasının başına geçmeye korktuğumu hatırlıyorum. Normal şartlarda iş disiplini olan biriyim, fakat bu roman beni disipliner çalışmadan alıkoydu. Hala aklıma geldikçe strese giriyorum, sanırım Yediler Teknesi’nin yazılış sürecinde yaşadıklarımı uzunca bir süre daha üzerimden atamayacağım.
Burcu Ünlü: Kandan Adam’ın sonlarında seni yazar Abdullah Aren Çelik olarak görüyorduk, bir dinleyiciydin orada. Yediler Teknesi’nin sonlarında da bir yazarla karşılaşıyoruz, aynı zamanda adliye binasında çalışan bir arzuhalci kendisi. Hafıza sorunu olmasıyla birlikte oldukça gizemli de bir karakter. İsmini öğrenemediğimiz bu Arzuhalci’yle yollarımız tekrar kesişir mi?
Abdullah Aren Çelik: Muhtemelen Arzuhaci’yle kesişecek, çünkü bütün kitaplarımın fikri hafıza, hatırlama ve unutma üzerine kurulu. Yukarıda dünyanın gidişatına dair bir iki şey söyledim, aslında bu halde olmamızın da bir nedeni bu hafızasızlık. Unutmasaydık bunlar olmazdı. Çünkü dünya, biz onu unuttuğumuz kadar olacak hayatımızda. Arzuhalci değilse bile arzuhalciler olacak metinlerimde.
Burcu Ünlü: İyi bir yazar olmanın dışında iyi bir okuyucusun da. Abdullah Aren Çelik kimleri okuyor?
Abdullah Aren Çelik: Öncelikle iyi bir okur olmaya çalışıyorum, fakat bundan daha önemli bir şey var, o da “doğru okuma” yapabilmek. Kendimi bildim bileli doğru okuma yöntemleri üzerine çalıştım, düşüncem böyle olunca haliyle okuduğum her metin de önemli oluyor. Çünkü iyisinden kötüsüne her metnin bana kazandırdığı bir şey oluyor mutlaka. Ama asıl okumalarım ikinci kez okuduklarım, bunlar da klasikler ve düşünce kitapları.
Burcu Ünlü: Edebiyat dışında ayrı bir mesleğin var fakat bunun dışında biyografinde çeviri yaptığın da yer alıyor. Yazmak ve bir metni çevirmek arasında nasıl bir ilişki var sence?
Abdullah Aren Çelik: Aslında ayrı pek çok mesleğim var, hepsini de severek yaptım, yapıyorum. Emin olmamakla birlikte, Kürtçe’nin Zazaki lehçesinden Türkçe’ye ilk çeviri metni bana ait. Bedriye Topaç’ın, “Bero Sûr” hikâyesini Duvar dergide yayımlatmıştım ilk önce. Sonrasında başka çevirilerim de oldu. Müthiş bir deneyimdi benim için. Yayıncılık sektörü çevirmenlerin hakkını, hakkıyla teslim etseydi belki de bu yolda ilerlerdim kim bilir. Bence çok benziyor birbirine, her ne kadar çevirmen hazır bir metin üzerine çalışıyorsa da metni yeniden yazıyor, dolayısıyla bu yeniden yazım süreci yazarın deneyimden çok da farklı değil. Şunu rahatlıkla söyleyebilirim, çeviri yaptıktan sonra kendi metinlerimin her cümlesine eleştirel bakmayı öğrendim.
Burcu Ünlü: Pek çok önemli mecrada eleştiri yazıların yayımlandı. Çeviri yaptın, eleştiri yazıları yazıyorsun, aynı zamanda bir romancısın. Peki, tüm bunları birarada yürütmek zor değil mi?
Abdullah Aren Çelik: Zor değil, çünkü birbirini besleyen alanlar bunlar. Bence buna okumayı da eklemelisin. Çünkü hepsinin temeli doğu okuma yapmakla mümkün. Yanlış anlaşılan bir metin doğru çevrilmez, yanlış okuma doğru eleştiriye götürmez. Hayatı yanlış okumak da bence kişiyi iyi bir yazar yapmaz. Doğru düşünmeyi, doğru bir bakış açısı kazanmayı öğrendim bu disiplinlerden. Bütün bunların temelini oluşturan şey de yazının kendisi. Düşünce yazıyı doğurur, yazı düşünceyi derinleştirir. Eleştirinin, çevirinin, romanın özü yazıyla kurulan ilişkidir, dolayısıyla hepsinin temelinde düşünce var, neden zor olsun?
































































































































































































