Şiir
64 içerik

TIKLA VE OKU

MEKANİZMA KURULDU

Hasır bir çizgide tattım aşılanmamış bir koruğu
Uykum fazla derindi ben de dam buladım gecelere
Bir ben olmamalıyım dedim tüm müfretler de eşlik etmeli -başvurunuz alındı-
Kaldığım yerden devam edemeyeceğiz ayrıca

TIKLA VE OKU

YAZ YARASI

Gözlerim sürekli Rocky ve Cambaz’ı arıyordu. Kalabalıkta birbirimizi kaybetmiştik. Yalnız kalmıştım. Kızgın ve öfkeli sesler, sarmıştı sokağı. Bu kadar insanın neden toplandığına akıl erdiremedim. Yanımdan geçen insanlar, bir şeyler söylüyordu. Çok uzakta bir ağaç incinmiş ve her şey böyle başlamış. Bu kalabalığın sebebi buymuş.
Bir ağaç için bu kadar kalabalık ve gürültü çok fazlaydı bence. Zaten yıllardır kesiyorlardı ağaçları, her yer betondan ibaret olmuştu. Ha bir eksik ha bir fazla. Ne olmuş kesilmişse, apartmanların gölgesine sığınmaya alıştık zaten ne gerek vardı bu kargaşaya anlamadım ki!
Saatin kaç olduğuna aldırmadan sokağa çıkan insanların sayısı artıyordu. Aklım hâlâ Rocky ve Cambaz’daydı. Onları bulabilmek umuduyla caddeyi dolduran insanların arasından sıyrılıp kaldırıma çıkmaya çalışıyorum. Ben bunları düşünürken birkaç adımdan sonra büyük bir koşuşturmaca başladı. Sokaklar birdenbire ıslanmıştı.
Kimi yere düşüyor, kimi yere düşenleri kaldırıyor, kimi de koşmaya devam ediyordu. Hızlıca kaldırıma çıktım, amacım oradan da arka sokaklara girip mahalleye gitmekti. Sırılsıklam olan caddeleri dumanlar sarmıştı. Önüme fırlayan insanlar gözlerini korumaya çalışıyordu. Yanındakiler de su ve limon diye bağırıyorlardı. Duman, su ve ses… Şehir bunlardan ibaretti bugünlerde

TIKLA VE OKU

VASİYET

Kiraz ağacının altına gömün küllerimi
Her baharda çiçek açacak kirazlarımı
Şiirlerimle dağıtın sıska çocuklara
Yerim yurdum bilinmesin

TIKLA VE OKU

ZERK

Sana sarılırız gün boyu.
Sırf dudağından düşmesin diye o eğri harfler;
Dökülmesin diye uçları yaprakların.
Biz sana hergün uğrasak

TIKLA VE OKU

HOŞÇA KAL VARDİYASI

“Descansos ölüm mahallerini, karanlık anları işaretler ama aynı zamanda
çektiğimiz acılara duyduğumuz sevgilere notlardır. Dönüştürücüdür.”
(Kurtlarla Koşan Kadınlar, Clarissa Estes)
Bunu anlatmalıyım

TIKLA VE OKU

YALAN YAS!

sen miydin bugün ölecek olan ve sırlanan dehlizinde ten ten, ter ter, kan kan, hâlâ harâp bir çağın ağında sokula sokula ıssızlığına, öksüz-yetim?! gece’ye durdun; zifirîye, zifte; zindanın zincirlerine küf füf, pas pas, yas yas, yazarak: zor sanat! fakat hayat acıdır; acıtır ki zulmüne dayanmak direnç ister zaman’ın: zor zanâat! yalap şalap sözlerdi incitti; içi boş bakışlar, dibi mayhoş gülüşler, eli nâhoş dokunuşlar ve dili kirli ağızlardı bıçakladı ömrünü hâince, hâdsizce, hunhârca.. ölemedin! ters elinle, küt elinle, kül elinle silemediğindir okunaksız yazınla alnına harf harf karaladığın yüzyıllar boyu! kime neydi, kime ne!… sana ne ay ne ayna ne kuyu, karanlığında! sana, sayrı sarısı sönük bir ışık; kırpık, kırık ve kaçık bir kalp, dellen diye derinliğinde sonsuzluğunun daha da… iyilik olmayan yerde ne nefis ne nefes.. güzellik olmayan yerde… yala yalanını cehenneminin: cennet yoktu, yok! göründüğü kadardır gül de, kuş: da sana: tam kör! sağır olmadın da n’oldu güyana: dünya’na! rüyan bile yok, bir rüyan bile! âh! az mı yalvardın tanrılara, şeytanlara, meleklere, cinlere bir kâbûs için de, yüzüne bakan olmadı! hadi haykır şimdi tüm uçurumlarında kalabalığının ağıtınca yalnızlığının nakaratını ve bekle, bekle.. gelecek mi pes sesine tez umut, tiz sevinç! ne at acır sana ne ot ne oğlak: patikanı yitireli çok oldu.. hatırla! öp gayri dikenlerini sarkık, kuru, mor dudaklarının çatlaklığınca.. sonra sus, çâresiz bir aşkın son notası vurunca anlına tokatını, sert! uyu, sarılıp yalnızlığına, kalan ömrünce! ya da boz, titrek parmaklarının nasırlarına dayayıp sırtını, kendi göğünün gelmez mavisini seyre dal; baka baka ya da son noktası bile kalmamış ufkunun umutsuzluğuna uzaktan, en uzaktan kendine kadar, kalemsiz-kâğıtsız yazdıklarını boza boza; artığı doyursun kırık kelimelerinin bunca yıllık dillerince, derdince diye diye, kendine!
sürgit unut ne varsa-yoksa bildiğin.. ölümün fenâ olur yoksa! çürürsün demeyeceğim; kokuşursun, kusturursun odanı, evini, sokağını, mahalleni, kentini, kendini demeyeceğim; lâf da yorar; bilirsin! sürgit uyut uyuyamadıklarını.. korkun, kuşkun olmasın rüyasızlığından, kâbûssuzluğundan artık.. yokluğuna ne kaldı şunun şurasında.. hem hiç kimseye borcun yok; rahat ol, rahat öl, gönlünce! hörgücünü at, kamburunu at, yükünü at artık aklından, ruhundan, bedeninden, benliğinden, her şeyinle birlikte: hafiflik iyidir! ne doğumundan sorumlusun ne yaşamından.. ölümün mü dert olsun sana: gül geç; ilk kez tebessümünü yırt, çıkar içindeki kahkahanı, savur kankırmızı zamanlarına ve tükür, koca koca, bolca bolca, doğruca alnına tükür, kalınca, kabaca, topluca, kâinatın, hakîkatin yüzüne, püfür püfür, kütür kütür, küfür küfür, az insanca, çok hayvanca tükür, çok hayvanca.. kime ne! az zamanın kaldı ya, az zaman mı silmen için tüm kalanlarını, bozmak için tüm plânlarını, yıkmak için tüm limanlarını; yazıp-yaktığın destanları, bilip-bilmediğin lisânları, tanıyıp-tanımadığın insanları, ters elinle, küt elinle, kül elinle silmen ve senden sana kalanları karalaman, yaralaman, yarman için daha da sıkıştırmak için ömrünü, ölgünlüğünü ölümüne köşeye, daha ne bekliyorsun; anlamadım! zifirîye, zifte; zindanın zincirlerine küf füf, pas pas, yas yas yaslandıydın; yâni, gece’ye durduydun; işte gece! sen miydin bugün ölecek olan, yoksa ben miydim; bilemedim?! ağlamadan anladıydım oysa, his inilti, akıl iğreti, ruh değişti; ne söylenti, ne beklenti hayâtî.. sonra uçurum ve ağıt: yasını tutsun yalan! önce son nakarat: vakt irişti.. hadi ölelim!

TIKLA VE OKU

1312

Eskimiş kameramın yaşlı kadrajında görünen ayetlerin kölesiyim
Ruhumun inlemeleriyle sağalttığım karanlıklar otağında
Kırılan kalemlerim ünlem!
Kaçışım dünyadan sana bir inziva

TIKLA VE OKU

KURTULUŞ TALİMLERİ

Omzundan öpmeye meylederken yakalandım uzayan gölgeye
ikindidir ellere değen habersiz bir yasanın ağızda kuruması
dedim kırkına yaklaşırken kucağındaki şaşkınlığın kalbi yerleşik midir
duvarın üzerinde yasak bir vatanla oyalanırken çocuklar

TIKLA VE OKU

HÂL BEYANI

beni kendime ulaştıracak vapurlar karşılıksız çıkmıştı
artık burada ve öylece durmanın teslimiyim
sanki kıpırdasam üç kulaç öteye
beni alnımdan değil de gözlerimden vuracaklar

TIKLA VE OKU

REV

içinde bulunduğum bütün savaşlardan
mağlup ayrıldım.
çünkü hiç kılıç çekmedim.
çünkü yorgundum, soğuktum ve debisi yok olmuş ;

TIKLA VE OKU

GÖÇ

Bir duanın ertesi
Damlarımızdan mayıs akıyordu
Göçler başlıyor çorak toprağında ömrümüzün
Bir evden diğerine yürürken çocukluğumuz

TIKLA VE OKU

NOSTALJİ

-Şiirin gürültüsü çarpıyor duvarlara
Eski bir buhur kokusu sokakların özleminde
Şairin gürültüsü çarpıyor satırlara
Ve üzüntüler aksamakta mürekkebin peşinde-

TIKLA VE OKU

KORSAN

Gözümü kapattığımda görüyorum kancasını
bir parıltı bölüyor uykularımı
etimde incelikli acı incecik kırmızı
gözümü açsam yok olsa olmasa hiç

TIKLA VE OKU

YOL TALİMLERİ

savaş bitti herkes kendi kekemeliğinde
tahta atlar çekildi eskisine benzemeyen yüklerden
içtenlikle ve yan yana çekilmiş fotoğraflar
şehre düşen ilk yağmuru aramızdan bilmek gibi tanıdık ve uzak

TIKLA VE OKU

MONOCHROME

Bir çiçekten akıl almakla başladı yalnızlık
aslında bir peygambere akıl vermekle de
dünyanın iniltisini dönüşünden duyamazsın
kendi etrafında dönmeye başladığında duyulur inilti

TIKLA VE OKU

TAKSİMDEYİZ

kazancılar yokuşundan vurduk mu, bir nefeste taksimdeyiz
dev bir koridor istiklal, gürültü serbest
her köşede biri diğerini bekliyor,
teklifsiz tüm kaldırımlar, kitapçı vitrinleri, Taksim’in tüm renkleri, bütün ışıklar

TIKLA VE OKU

MEMLEKETSİZ

Bu evden annemin dualarını ardımda bırakıp çıktığım gün,
Çok uzaklardan bir evladın kanını ve mütemadiyen bir annenin ahını alnıma çalıp geri döndüm. Bana kader deme, ben inancımı bir kâğıt parçasıyla kaybettim.
Oysa ne masumdum ayak bileklerimle üzerime çekerken bir savaşı,
Ne güzeldim seni kaybetmeden kazanırken her yarışı.