Öykü
84 içerik

TIKLA VE OKU

DIŞARISI

Günlerden perşembeydi. Dışarıda yaşlı bir kadın pazar arabasını çekerek ilerliyordu. Kaldırımlar ıslaktı. Pencere camındaki buğuyu sildi. Derin bir nefes aldı, sıcak nefesini cama üfledi.

TIKLA VE OKU

ADAK

Güneş, her gün işkence için doğuyordu. Başka bir açıklaması olamazdı. Bu lanet kasabanın tepesinde doğsa ne, batsa ne? Birkaç haftadır buradayım. Ne kadar oldu hatırlamıyorum. Buraya gelirken çatıları aşan hayallerim yoktu.

TIKLA VE OKU

OLDU MU BE BABACAN!

Ben ne vakit oturup, çocukluğumun kahramanı olan bu adamla içsem kızmakla hüzünlenmek, ağlamakla gülümsemek arası kalırım. Vazifem, durmadan susmak, anlattıklarını kafamın içindeki kayıt cihazına üst üste kaydetmektir.

TIKLA VE OKU

TOKA YOK GÜNÜ

Kadın, telefonu omzuyla yanağı arasına sıkıştırdı. Özgürlüğüne kavuşan elleriyle kızının kıyafetlerini giydirmeye çalışıyordu. Küçük kız, uyku mahmurluğuyla huysuzlandı.

TIKLA VE OKU

KARARINCA ORGANİK

“Efendim, hanımefendiler, beyefendiler! En güzel günlerin canıgönülden sizlerin olmasını dilerken, efendim… Bakın şu elimde görmüş olduğunuz kalem, aslında bir ses kayıt cihazı. Ama nasıl oluyor?

TIKLA VE OKU

KÜSÜLÜM

Yaşlı bir tavuk gibi aksak ama telaşlı adımlarla verandaya çıktı. Başını hiç çevirmeden, gözünün ucuyla bahçe duvarının ardına baktı. Sabah namazı kılındı çoktan, hâlâ ortalıkta yok kocakarı. Gavur, diye söylendi.

TIKLA VE OKU

KIRKYAMA

“Zeyrek iki kantar üstündeyse biri Nizam’ın biri Sevda’nın sırtıdır. ”
Nizam’ın yüzü açlıktan çekilmiş, gözleri açılmıyor, sırtı ufalmış, parmakları incecik…

TIKLA VE OKU

KALK, BEREKETİMİZ KAÇACAK

Eylülde bu sıcak… Aslında tam küfürlük de annem izin vermiyor. Sık ve koyu yeşil yapraklı, ulu cevizin gölgesi düşüyor üstüme. Edith Hamilton’ın Mitologya’sı elimde. Sınıfı geçtim şimdilik ama seneye dersler ağır.

TIKLA VE OKU

YOL BOYUNCA

Hava kararmak üzere. Bavulumu muavine verdikten sonra isteğim, tekli koltuğuma yerleşip gözlerimi kapatacağım anın hayalini kurmak. Otobüs hınca hınç. İyi ki tekliden yer ayırtmışım! Az sonra muavin geldi.

TIKLA VE OKU

AYNALARIM YOK

“Aynalarım var. Türlü türlü, renk renk aynalar… Güzelliğinizi başkalarından evvel size söyleyecek, nice sırlar öğretecek aynalar. Mandrake’den el almış, sihirli aynalar. ”
“Boşuna kendini yorma Beybaba.

TIKLA VE OKU

NAZÊ

Dudağımın ucunda mırıl mırıl bir türkü, elimde takım çantasıyla girdim elektrikçi dükkânına. Köşedeki masasında kaşları yorgun, kirpikleri aralıklı, alnında anlayışlı kırışıklıklarıyla Süleyman Abi.

TIKLA VE OKU

KURTAR BENİ

İnsanların tanımadığı kişilere güler yüz gösterme gereği duymadığı günlerden biriydi. Sefer, uyanmamak için direniyordu. Çünkü işten eve gece üçte dönen birisinin beşte tekrar kalkıp işe gitmemesi gerektiğine inanıyordu.

TIKLA VE OKU

KOLTUK SEVDASI

Ter kokusuna bezenmiş otobüse adımını attı. Cümlenin üstünü çiz. Otobüs ter kokusuyla mı güzelleşiyor sanki? Ter kokusu sinmiş otobüse adımını attı. Çiz! Otobüs nasıl bir karakter ki ter kokusunu kendine nüfuz ettiriyor?

TIKLA VE OKU

SON İHTİYACI

Ölüm artık kadın için bir ihtiyaç olmuştu. Bunu fark ettiği an hiç şaşırmadı. Korkmadı da. Hatta nedendir bilinmez tüm benliğini bir huzur kapladı (gözleri hariç). Çevresine huzursuz gözlerle şöyle bir baktı.

TIKLA VE OKU

KAR SESSİZLİĞİ

Koltuğu öne çekip perdeleri sonuna kadar açıyorum. Biliyorum evin düzeninin bozulmasını eskiden beri sevmezsin ama görmeni istiyorum. Bak, kar her yeri örtmüş. Ağır ağır yağmaya devam ediyor. Ama sokakta kimsecikler yok.

TIKLA VE OKU

KİR

Poposuna atılan ilk şaplakla acıyı öğrendi. Çıplaklığın üşüttüğünü de. Kanlı yüzüyle yaygarayı kopardı. Baby showerlar, cinsiyet öğrenme partileri henüz moda olmamıştı. Doğumdan önce cinsiyetler bilinmezdi.

TIKLA VE OKU

BİRİSİ

Daha demincek birisi çıktı şu kapıdan. Onun yemek yediği masayı yenice temizledim. Yarım bıraktığı ekmek dilimini, pasajın kedisine, et suyuna bandırıp verdim. Tabakları bulaşıkçının önüne koydum.

TIKLA VE OKU

GELEN MESAJ

Saçlarını topladı. Dağıttı. Topladı yine. Dağıtarak kendi hâline bıraktı en son. İki yana savurdu. Yavru bir kanaryanın tedirginliğiyle yaklaştı pencereye. Üzüntüden kuş kadar kalan bedeni ürperdi.

TIKLA VE OKU

KAHVELER MEYDANI

Tanrı “Çıplak olduğunu sana kim söyledi” diye sordu. / Yaratılış 3:11
İncirin tepesinden bir ıslık yükseldi. Tüylü yapraklara çarparak ağır kokuya karıştı, duyulmadı, ama durmadı da…

TIKLA VE OKU

BÖĞÜRMEK

“Deli danalar gibi dönüp durma evin içinde. ” dedi annem. “Nasıl yani. ” dedim. “Dananın delisi de mi olurmuş? ” “Olmaz mı, sen bizim köydekileri gör hele. ” dedi.

TIKLA VE OKU

SEYİRCİ

İşten çıkmış yorgun adımlarla evine doğru yürüyor. İnsanları gözlemlemeyi, konuşmalara kulak kabartmayı çok sever. Hayatın içinden kesitleri hafızasında biriktirerek sofralarda anlatmak en büyük eğlencesidir.

TIKLA VE OKU

PRENSES

“Uluslararası alanda faaliyet gösteren müessesemizin prenses kadrosunda istihdam edilmek üzere tecrübeli eleman alınacaktır. İlanı görür görmez içini tarif edilemez bir heyecan ve sevinç kapladı.

TIKLA VE OKU

PANO

Kapının önünde kalakalmış uğraşıyordu. Karısına sövüyordu içten içe. Kadın hep aynı şeyi yapıyordu. Kendisininkine oje sürmüş, ben oje mi süreceğim? Gerçi hata bende, takmadım şunları bir anahtarlığa. “Alo. He.

TIKLA VE OKU

KOMŞULAR

Balkona tünemiş üç tombul güvercine benziyorlar. Benzetme bana ait değil, Korhan’a. Karşı apartmandaki komşularla dalga geçiyor ama onların beğenisinden hem ürküyor hem gururlanıyor, biliyorum.

TIKLA VE OKU

SIR KAPISI

Bu dünya sırrını söylemez kimseye
Ömer Hayyam
Zamanın birinde, hiç olmadık bir yerde, eşiğinden geçilemeyen, sırrına erişilemeyen, kanatları sıkı sıkıya bağlı bir kapı varmış.

TIKLA VE OKU

HALEP KEÇİSİ

Ölenle birlikte, ölenin yaşı da oracıkta donarmış, hem tarih konulsa da insan unutmayınca hiçbir rakamın ehemmiyeti olmazmış. Cenab-ı Allah böyle buyurmuş, böyle duyurmuş yedi arşa yedi arza. Bize de böyle anlatılmış.

TIKLA VE OKU

ALAN ATTI

60’lı yılların başında, geniş tarlalar kıyısında, yemyeşil bir bahçe içerisinde, sırtını hızar işletmelerinden birine vermiş, önünden ince bir derenin kıvrıla kıvrıla aktığı iki odalı, ahşaptan duvarları olan, damı çinko bir evde yedi çocuklu bir ailenin üçüncü çocuğu olarak doğmuşum.

TIKLA VE OKU

VAKT-İ KERAHAT

Herhangi bir saatte kapının çalınması yalnız yaşayan bir adam için sürpriz sayılırdı. Sürprizlerden hiç hoşlanmaz. Mercekten baktı, tanıyamadı. Yine de açtı kapıyı. Karşısındaki adam altmışlarında gösteriyor.

TIKLA VE OKU

RÜŞVET

Sevda mutfağa geldiğinde öksürük sesleri devam ediyordu. Hiçbir şey demeden Haydar’ın hemen karşısındaki sandalyeye oturmuş, buz gibi gözlerle etrafı izlemeye koyulmuştu.

TIKLA VE OKU

HATIRALAR MÜZESİ

Gerçeküstü bir müzedeyim: Hatıralar Müzesi. Tamamen boş, eşyasız, tek katlı bir yapının içindeyim. Odasız, koridorsuz, büyük bir kare alanın tam ortasındayım. Dört kocaman duvar da fotoğraflarla kaplı.

TIKLA VE OKU

ŞAİRİN GİDİŞİ

Odanın kokusunu alamıyorum. Ses yok. Işık safran sarısına yakın. Ilık mı sıcak mı serin mi umurumda değil. Kimsin sen? Bana çok yabancı, bana fersah fersah uzak, o odadaki sen. Ne kadar varsın, ne kadar sensin?

TIKLA VE OKU

301

Yusuf, kömür tozlarından kararmış sarı iş eldiveninin dışı ile alnından akan ter damlalarını sildi. Bir anlığına dinlenmek için durdu. Kazmasına dirseğini dayayarak kamburlaştı ve derin bir nefes aldı.

TIKLA VE OKU

AKVARYUM

Eve döndüğünde gururla karışık bir sevinçle sarıldı annesine Salih. Maide Hanım’ın yüzüne sevinçten ziyade, bir rahatlama ifadesi oturdu. “Başardım anne, bir kez daha kendi rekorumu kırdım!

TIKLA VE OKU

UYANANLAR

On dört dakika kaldı. Saat 01. 14, uyanış saatimiz. Gerçi ben gediklilerdenim, bana saat uygulaması kalkalı uzun zaman oluyor. Yeni gelenlere rehberlik yapıyorum, özellikle şaşkın olanlara.

TIKLA VE OKU

KURTARILMAK

I. — Kime aktarılacağı belli mi? — Evet efendim. Anneme. — Onun bedeni bu hastalığı birkaç dakika dahi taşıyamaz. — Bunu biliyor efendim. Bunu kabul ediyor. — Seninse hala ayların, dikkatli olursan yılların var. Erteleyebiliriz.

TIKLA VE OKU

AKVARYUM

Eve döndüğünde gururla karışık bir sevinçle sarıldı annesine Salih. Maide Hanım’ın yüzüne sevinçten ziyade, bir rahatlama ifadesi oturdu. “Başardım anne, bir kez daha kendi rekorumu kırdım!

TIKLA VE OKU

SONRADAN

Sis bilhassa inmiş Haydarpaşa’ya, diye düşünüyor Feride. Samimiyetsiz gülüşleri, uzak sarılmaları, tedirgin bekleyişleri örtmek için. Yorgun yüzler arasında kardeşini arıyor.

TIKLA VE OKU

KARAR

Pancurları açtım. Sonra camları. Temiz hava hücum etti odaya. Gün ışıl ışıl. Dün arsadan giden kalasların yeri belli. Necati arkadaşlarını alır gelir belki top oynamaya. Pencereden onları izlerim.

TIKLA VE OKU

BİRAZ SARI

Pos bıyıklı kahkahalar… Tükürükler… Orta yerinde traktör resmi olan sararmış çay tabakları…
“Senden çay değil şeker parası almak lazım avukat bey,” diyor dişlerinin tamamı, bıyıklarının ise üst kısmı sarı olan amca.