İnsan: inanç yumağı, işlenişi zekaya odaklı, algılarla akan bir nehirdir. İd, ego ve süper egodan meydana gelir. Ayrıca onur, irade, zarafet, güzellik, kötülük, coşku, rüzgâr, sıcak, ekşi, mavi, uzun, orman gibi hem maddi hem manevi olarak yüzlerce hatta on binlerce farklı soyut ve somut kavramlara sahiptir.
Yaşam dediğimiz bu anlam ambarını tüketebilmek için insan, o somut ve soyut kavramları her daim anlamaya, anladığını da yaşamaya çalışmakla uğraşır. Bu kavramlardan ilk olarak anlamamız gereken fakat neredeyse hiçbir şekilde anlayamadığımız kavram, kadim öğretilerin ve öğreticilerin de sıklıkla ortak olarak bahsettiği “benliği ortadan kaldırma” uğraşıdır. Bu uğraşta soyut olarak başlayan anlam çözülmesi somut olarak da hayatın içine tezahür eder.
Benlik ortadan kalktığı zaman içsel bağlarımızın çekim gücü yükselir. Karakter ağacımızın kökleri kalınlaşır. Düşüncelerimize ruh süzgeci eklenir. Hakikat gözlüğü hasıl olur. Kavramların mana âlemine işlenen anlamlarını görürüz. Toplumsal ritüellerin çok büyük kısmından sıyrılmış oluruz…
Bütün bunların sonunda diğer insanlarla iletişimimiz zorlaşır. Dünya görüşünden yaşayış biçimine kadar farklılaştığımız için eş ruhumuzun arayışına başlarız. Bulmak oldukça zordur. Bulunduğundaysa her zaman hayal ettiğin gibi olmayabilir. “Birbirlerine madde planında rastlayabilen çok, çok az sayıda eş ruh vardır. Bu çok ama çok nadir bir olaydır. Eğer takıntılarını gidermeden rastlamışlarsa bu birleşme patlayıcıdır. Çünkü her ikisi de tüm tutarsızlıklarıyla karşılaşmaktadırlar. Bu kendi kendinizle güreş tutmaya benzer. Kim bilir kaç sefer kendinizi mutsuz ve sefil yapmışsınızdır.” diyor Ramtha.
Ramtha’nın sözünden hareketle, benlikten sıyrılmış da olsak insanız. Benlikten sıyrılmış da olsak nefsi tamamen yok edemiyoruz. Benlikten sıyrılmış da olsak açıkları olan ve hataya meyilli özümüze dönmeye çok müsaidiz. Özetle, mumla aradığımız ruh eşimizi bulmak hayal ettiğimiz gibi olmayabilir. Çokça örneği mevcut. Mesela, Nuh ve Lut peygamberlerin eşleri kendilerine ihanet etti. İki peygamber de şüphesiz benliklerini kat be kat aşmışlardı. Lakin eşleri inanmadı. Eş ruh da olsalar ve kocaları peygamber de olsa inanmadılar. Peki ne yapmalıyız?
Bence ilk olarak anlamakla ve varoluşun mutluluğunu çıkarmakla başlayabiliriz. Anlamsız, varlığını doyurmayan ilişkilerden kaçmalıyız. Gelişmenin mümkün olmadığı her ortamdan kaçınılmalıyız. Hayatı sırtlayıp yük yapmaktansa üstüne binip binek yapmalıyız. İç ana ve iç babayı dinleyerek her daim iç çocuğumuzu beslemeli ve bir yanımızı çocuk bırakmalıyız. Bazen kurban olmaya razı gelen İsmail gibi İsmailî bir teslimiyete sahip olmalıyız. Söylemek için dinlemeli, faydasızını konuşmamalı, surete değil manaya bakmalı, erişilmesi gerekene sabırla erişmeliyiz…
Ahiren…
Evet benliği aşmak eşsiz bir şey. Lakin her şey değil. Çünkü benliği aşsan da aşmasan da her daim imtihan edilmekteyiz ve her alanda bu imtihan devam etmekte. Bu vaziyet insanı korkutmuyor değil, belki de bunca eşleşemeyen ruh da bu korkunun tezahürüdür. Ne de olsa “korku yanlış karar aldırır” diye boşa dememişler. Ne kadar çok korku o kadar çok yanlış seçim. Korkma!
***
































































































































































































