MODERN YALANIN TARİHÇESİ

“Kendi kendine yalan söyleyip yalanını ciddiye alan insan sonunda ne kendinde ne de etrafta gerçeği seçemez olur, böylece hem kendisine hem de başkasına saygısızlık eder. Saygının olmadığı yerde sevgi de olmaz.” (Dostoyevski, Karamazov Kardeşler 2007: 60)

Hayata gözlerimizi açtığımız andan itibaren beklentilerle karşılanıyoruz. Bizden beklenenler bir ömür sürerken biz de birilerinden bir şeyleri bekler hale geliyoruz. Bir insanın hayat yolculuğu karmaşıkmış gibi görünse de oldukça basit bir çizgide ilerliyor aslında; beklentileri karşılamaya çalışarak. Uslu bir çocuk olmamızı bekliyor ebeveynlerimiz, sonra başarılı bir öğrenci olmamızı bekliyor öğretmenimiz. İş hayatı, eş hayatı, çalışma hayatı derken bir de bakmışız sorumluluklar altında ezilirken bir de beklentiler yüzünden boğulma tehlikesindeyiz. Bir an durup şöyle diyoruz kendimize; “Her şey yoluna girecek!”. Ve böylece başlıyor modern yalanların ilki, ilk günah, ilk kör umut. Adem’in duyduğu ilk fısıltı gibi, içimizde pişmanlıkla harlanan fakat bir o kadar da haz veren ilk yalan ortaya çıkıyor: “Modern Yalan”. Çünkü bu yalanı bize söyleyen kendimizden başka biri değil.

Dostoyevski’nin Modern Yalanı; Öteki

Modern Yalan kavramı ilk olarak ünlü Fransız senarist Pascal Bonitzer tarafından kullanılıyor. Bonitzer’e göre Modern Yalan, insanın bile bile kendisini kandırması durumudur ve bu kavramın mucidi ise Bonitzer’in iddiasına göre ünlü Rus yazar Dostoyevski’dir. Aslında kavramın çıkış noktası da modern insanın kendisi ile olan karmaşık ilişkisidir. Kendi varlığını sorgulamaya çalışan modern insan, modern yalanların içerisinde bir hayat kurmaya çalışır. Platon’un tabiriyle niteleyecek olursak “görünüşü kurtarma” çabasındadır.

19. yy ile birlikte sinema ve edebiyat kavramları gelişmeye ve modernleşmeye başlamıştır. Kapitalizmin gelişimi ile birlikte ortaya çıkan bu pazarda artık modern yalancıların cirit atması işten bile değildir. Her durumda gerçekleri en tatsız şekliyle dile getirebilen ve bu konuda kendine has üslubuyla öne çıkan yazar Dostoyevski, insanları analiz ederek yeni bir gerçeklik olan modern yalan kavramını eserleri ile ortaya çıkarmıştır. Öteki adlı eseri de bu kavramın edebiyat dünyasında ses getirmesini sağlamıştır.

Bir novella türü olan bu eserde yarattığı Yakov Petroviç Golyadkin karakteri ile modern zaman insanının içinde bulunduğu “görünüşü kurtarma” çabasını bizlere çarpıcı bir şekilde örneklemiştir. Golyadkin, 9. derece bir memur olarak çalıştığı birimde kendi yalanları ile yine kendisi sayesinde karşılaşmak zorunda kalan bir karakterdir.

Öteki ile Yüzleşme

Golyadkin adlı karakter memuriyeti sırasında bir gün kendisine tıpatıp benzeyen biriyle karşılaşır. Karşılaştığı kişi sadece ona benzemekle kalmaz, bir de onunla aynı adı taşır. Fakat bu karakter Golyadkin’in aksine oldukça kurnaz ve işgüzar biridir. Golyadkin’in mevcut pozisyonuna, onun sahip olduklarına gözünü dikmiştir.

İnsanın alter egosuna da örnek olarak gösterilebileceğiben bu karakter, karşılaştıkları günden itibaren ana karakterimizin hayatını zindana çevirmeye başlamıştır. Özgüven eksikliği olan ana karakterin tüm zayıflıklarından faydalanmış, çevresindeki tüm insanları aleyhine çevirmeye başlamıştır. Kahramanımız Golyadkin, sancı içerisinde geçirdiği tüm günlerin ardından “Öteki” karakterle yüzleşmeye çalışmış fakat duygusal gelgitleri sebebiyle bir türlü başarıya ulaşamamıştır.

Yalanın Öteki Yüzü

Her insan ilk yalanı kendisine söyler. Evet, söz konusu karakterimizde de gözlemlediğimiz şey tam olarak budur. Her şeyin aslında onun onurunu zedelemek ve bulunduğu mevkiden uzaklaştırılmak için hazırlanan bir kumpas olduğuna kendini iyiden iyiye inandırmaya başlar. Golyadkin’in içine düştüğü her ikilem, her eziklik duygusu onun “Öteki” yüzüyle, yani diğer Golyadkin’le karşı karşıya gelmesine neden olmuştur. Kendisi hakkında düşündüğü ya da varsaydığı tüm iyi değerler “Öteki” tarafından sabote edilmekte ve tabir doğruysa yüzüne vurulmaktadır.

İnsanın Kendini Anlama Çabası ve Modern Yalan

Dostoyevski’nin Öteki adlı eserinden yola çıkarak toplumun modernleşme sürecinde kendini anlamaya çalışması ve bu çaba ile birlikte doğan yalanlar silsilesini de gözlemleyebiliyoruz. Çağın gerektirdiği üretim ve tüketim dengesinde yavaş yavaş kaybolmaya başlayan insanın, yarattığı modern yalanlar içerisinde nasıl kıvrandığını da anlıyoruz. Eserde geçen diyaloglarda aceleci, zaman fakiri karakterlerin birbirleri ile olan ilişkilerinin sahteleşmesi tüm bu sürecin doğal sonucu olarak çıkar karşımıza. Golyadkin adlı karakterin ise oluşan bu dengede dengesini kaybetmesi aslında bir toplumun sonun başlangıcına doğru attığı yalanı net bir şekilde resmediyor.

Homo Homini Lupus*

İnsanlığın geldiği noktada şüphesiz ki insanın düşmanı yine insandır. Bir var olma kaygısından çok tahammül etme noktasına evrilen insanlık, modern zamanın modern yalanları içerisinde sürüklenip gitmeye devam ediyor. Eğitim hayatı ile başlayan hayata tutunma kaygısı, insanın kendini insanda kaybetmesine ve modern zamanda yalanın kölesi olmaya itiyor. Fakat ne yazık ki günümüz insanı Bay Golyadkin kadar vicdanı ile yüzleşmeye bile vakit bulamıyor. Zamanın zamansızlığından yakınan günümüz modern insanı kendini anlamaktan aciz, yapayalnız yaşayan bir canlıya dönüşüyor. Ve tam bu noktada da modern zamanın modern yalanları bambaşka yüzleri ile devreye giriyor: Kapitalizm. Doğadan uzaklaştırdığı kent insanını doğaya çağıran reklamlar, kendisiyle barışmasını ve uyumlu olmasını salık veren yoga dersleri, kendi başlattığı yalana ortak olması için saatliği fahiş fiyatlardan talep edilen terapiler; insanın insanlığından uzaklaşarak kazandığı her şeyi yine aynı hilelerle elinden almayı başarıyor.

Görünüşü kurtarma çabasıyla yaşam savaşı verdiğimiz günlerde yine çareyi kaybettiğimiz kendimizde arıyoruz. Bulmak söz konusu değil, bu arayışta önemli olan yola koyulabilmek! Tabii yeterli miktarda paraya sahipsek. İlimin altın değerinde olmadığı bir dönem yok, o sebeple hep birlikte şu yalanı da kendimize tekrar edelim: Bilginin Işığı Bizimle Olsun!

Kaynakça

Dostoyevski. (2010). Öteki, Tansu Akgün (çev.), İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.

ZB Acar – Yakov Petroviç Golyadkin ve Modern Yalan, Vira Verita E-Dergi – viraverita.org

*Homo Homini Lupus: İnsan insana kurttur ya da insan insanın kurdudur anlamına gelen Latince bir atasözü.

0

Görüşünü Paylaş

Bir duygu seçin... 🌟
Yorumunuz incelenmek üzere gönderildi. Teşekkürler!
Yorumlar yükleniyor...

Yazıyı Paylaş