Sevda mutfağa geldiğinde öksürük sesleri devam ediyordu. Hiçbir şey demeden Haydar’ın hemen karşısındaki sandalyeye oturmuş, buz gibi gözlerle etrafı izlemeye koyulmuştu. Suntadan yapılma dolaplara, kenarlığı bir türlü takılmayan tezgâha, baharatlıklara ilk kez görüyormuş gibi bakıyordu. Haydar, öksürük seslerini duymasa Mehmet’e bir şey olduğunu düşünebilirdi. Ne olduğunu anlamak için salona gidip geldi, Mehmet öylece uzanıyordu. Hep olduğu gibi, aylardır olduğu gibi… Geri döndüğünde Sevda’yı bıraktığı sandalye gibi hareketsiz bulunca dayanamayıp “Ne oldu?” diye sordu.
Hiçbir cevap alamamak onu iyice telaşlandırmıştı. Sevda, kardeşine zaten düşkündü ama her şeyiyle yakından ilgilenince iyice tüm derdi Mehmet olmuştu. Bunları dert ettiği için karısına da bir şey olacak diye çok korkuyordu Haydar.
Dağ gibi gencecik adamı, nereden geldiği belli olmayan bir yorgun mermi yatağa düşürdüğü günden beri hayatları değişmişti. Anası babası olsa, seveni kollayanı çok olsa belki daha çabuk iyileşirdi. Ama kimseleri yoktu. Mehmet’in karısı da bir çırpıda, “Ben bakamam, çok gencim daha, bununla mı çürüteyim bu gençliği,” deyip işin içinden çıkınca, “Ben bakarım,” dedi Sevda. Ortada bırakacak değildi ya kardeşini. Tüm bakımını üstlenmiş, bunu öylece doğal ve gerekli bir sorumluluk olarak kabul etmiş ve hiç kimseden, kocasından bile yardım istemez olmuştu. Kocasının merhametine karşın çok mahcuptu. Haydar ya kabul etmeseydi evlerine almayı? Ne yapacaktı o zaman Sevda; kardeşi ile kocası arasında bir seçim yapmak ne zor olurdu. Kardeşini evlerine getirmek için izin istediğinde Haydar çok kızmıştı. “Böyle şey sorulur mu, gelecek tabii,” demişti. Zaten içi yanan Sevda’nın yüreğine biraz olsun su serpmişti. Haydar o günden beri de bir kez olsun suratını asmamış, üzgünse bile yanlış anlaşılmamak için hep iyi görünmeye çalışmıştı.
Haydar’ın sorusu, Sevda’nın buzlarını geçip de anca ulaşmıştı. Karşısında uzanan tezgâha ilk kez görüyormuş gibi bakmaya devam ederken, “Ciğerleri ağzından geldi,” dedi Sevda. Hem korku hem de hayretle, “Nasıl?” diyen Haydar’a karşılık “Bayağı parça parça et döküldü ağzından,” dedi. Az önce o görüntüye maruz kalan kendisi değilmiş gibi soğukkanlılıkla söylemişti bunu. Haydar da bu sakinliğe şaşırarak bakmıştı Sevda’nın yüzüne. İnsanlar şoka girince böyle olurmuş; duymuştu bir yerlerden. Gözlerindeki anlam, kalplerindeki duygu donuverirmiş o dakika. Sevda da kesin öyleydi. Yoksa nasıl bu kadar soğukkanlı davranabilirdi? O değil miydi aynı anda ocağa üç yemek süren kadın? Hem o değil miydi günde üç farklı pazar gezip sebzenin meyvenin hem iyisini hem de güzelini almak için tabanlarını patlatmaya niyet etmiş gibi koşturan? Oydu ya, şimdi ne olmuştu da böyle soğuktu? Şoktandı, her şey şoktandı. Haydar hemen, “Doktora götürelim o zaman,” diyerek telaşla kalktı yerinden. Sevda sakinliğini koruyarak, “Yok,” dedi, “Kabul etmiyor, çıkmak istemiyor.”
Haydar iyice sabırsızlanmıştı. “Ben konuşurum,” diyerek mutfak kapısına seğirttiğinde, Sevda, “Gazoz istiyor,” dedi. Bunu duyduktan sonra olduğu yerde kaldı. Kırık bir tebessüm yayıldı yüzüne. Bir anda o yirmi yaşındaki gencecik adam oldu. Mehmet’i hatırladı. Sekiz-dokuz yaşlarındaydılar onlar Sevda ile kuytu köşelerde buluşmaya başladıklarında. Kimse görmesin diye çabalarken Mehmet’e yakalanmışlardı. Epey de hayta bir çocuktu; belli ki arkalarından uzun süre takip etmişti. O yaz sıcağında terden göğsüne yapışan tişörtü şimdi bile hatırlıyordu Haydar. Sevda ile Haydar’ı suçüstü yakalamış olmanın gururuyla, “Sizi babama söyleyeceğim,” demişti.
Haydar korkmuştu, Sevda’ya bir şey ederler diye. Tanışmak için sevimli görünmeye çalışarak birkaç cümle kurmuştu ama inat etmişti Mehmet. Haydar dakikalarca dil dökmüş yine de tek kelime alamamıştı ağzından. Tam vazgeçtiğinde, “Gazoz mu o?” demişti Mehmet. Sonunda iletişim kurmaya karar verdiğini anlayınca, “Evet, ister misin sana da söyleteyim?” demişti heyecanla. Sadece kafasını ‘evet’ manasında sallayarak yanıtlamıştı bu soruyu.
O zaman serserilik etme sırası Haydar’a geçmişti: “Ama,” dedi, “Sen de bizi gördüğünü kimseye söylemeyeceksin.” Mehmet yine aynı hareketle kabul etmişti. Sonra birçok kere rüşvet olarak kullanmıştı gazozu. Sanki aynı soruyu sormuş ve aynı yanıtı almıştı. Mehmet’in yanına gitmek için çıktığı mutfaktan hızlıca sokak kapısına yönelince, “Nereye?” dedi Sevda.
“Hemen dönerim,” dedi Haydar. Ceketini alırken portmantodaki aynada kendine gülümseyip çıktı.


