9
20 içerik

TIKLA VE OKU

YALAN YAS!

sen miydin bugün ölecek olan ve sırlanan dehlizinde ten ten, ter ter, kan kan, hâlâ harâp bir çağın ağında sokula sokula ıssızlığına, öksüz-yetim?! gece’ye durdun; zifirîye, zifte; zindanın zincirlerine küf füf, pas pas, yas yas, yazarak: zor sanat! fakat hayat acıdır; acıtır ki zulmüne dayanmak direnç ister zaman’ın: zor zanâat! yalap şalap sözlerdi incitti; içi boş bakışlar, dibi mayhoş gülüşler, eli nâhoş dokunuşlar ve dili kirli ağızlardı bıçakladı ömrünü hâince, hâdsizce, hunhârca.. ölemedin! ters elinle, küt elinle, kül elinle silemediğindir okunaksız yazınla alnına harf harf karaladığın yüzyıllar boyu! kime neydi, kime ne!… sana ne ay ne ayna ne kuyu, karanlığında! sana, sayrı sarısı sönük bir ışık; kırpık, kırık ve kaçık bir kalp, dellen diye derinliğinde sonsuzluğunun daha da… iyilik olmayan yerde ne nefis ne nefes.. güzellik olmayan yerde… yala yalanını cehenneminin: cennet yoktu, yok! göründüğü kadardır gül de, kuş: da sana: tam kör! sağır olmadın da n’oldu güyana: dünya’na! rüyan bile yok, bir rüyan bile! âh! az mı yalvardın tanrılara, şeytanlara, meleklere, cinlere bir kâbûs için de, yüzüne bakan olmadı! hadi haykır şimdi tüm uçurumlarında kalabalığının ağıtınca yalnızlığının nakaratını ve bekle, bekle.. gelecek mi pes sesine tez umut, tiz sevinç! ne at acır sana ne ot ne oğlak: patikanı yitireli çok oldu.. hatırla! öp gayri dikenlerini sarkık, kuru, mor dudaklarının çatlaklığınca.. sonra sus, çâresiz bir aşkın son notası vurunca anlına tokatını, sert! uyu, sarılıp yalnızlığına, kalan ömrünce! ya da boz, titrek parmaklarının nasırlarına dayayıp sırtını, kendi göğünün gelmez mavisini seyre dal; baka baka ya da son noktası bile kalmamış ufkunun umutsuzluğuna uzaktan, en uzaktan kendine kadar, kalemsiz-kâğıtsız yazdıklarını boza boza; artığı doyursun kırık kelimelerinin bunca yıllık dillerince, derdince diye diye, kendine!
sürgit unut ne varsa-yoksa bildiğin.. ölümün fenâ olur yoksa! çürürsün demeyeceğim; kokuşursun, kusturursun odanı, evini, sokağını, mahalleni, kentini, kendini demeyeceğim; lâf da yorar; bilirsin! sürgit uyut uyuyamadıklarını.. korkun, kuşkun olmasın rüyasızlığından, kâbûssuzluğundan artık.. yokluğuna ne kaldı şunun şurasında.. hem hiç kimseye borcun yok; rahat ol, rahat öl, gönlünce! hörgücünü at, kamburunu at, yükünü at artık aklından, ruhundan, bedeninden, benliğinden, her şeyinle birlikte: hafiflik iyidir! ne doğumundan sorumlusun ne yaşamından.. ölümün mü dert olsun sana: gül geç; ilk kez tebessümünü yırt, çıkar içindeki kahkahanı, savur kankırmızı zamanlarına ve tükür, koca koca, bolca bolca, doğruca alnına tükür, kalınca, kabaca, topluca, kâinatın, hakîkatin yüzüne, püfür püfür, kütür kütür, küfür küfür, az insanca, çok hayvanca tükür, çok hayvanca.. kime ne! az zamanın kaldı ya, az zaman mı silmen için tüm kalanlarını, bozmak için tüm plânlarını, yıkmak için tüm limanlarını; yazıp-yaktığın destanları, bilip-bilmediğin lisânları, tanıyıp-tanımadığın insanları, ters elinle, küt elinle, kül elinle silmen ve senden sana kalanları karalaman, yaralaman, yarman için daha da sıkıştırmak için ömrünü, ölgünlüğünü ölümüne köşeye, daha ne bekliyorsun; anlamadım! zifirîye, zifte; zindanın zincirlerine küf füf, pas pas, yas yas yaslandıydın; yâni, gece’ye durduydun; işte gece! sen miydin bugün ölecek olan, yoksa ben miydim; bilemedim?! ağlamadan anladıydım oysa, his inilti, akıl iğreti, ruh değişti; ne söylenti, ne beklenti hayâtî.. sonra uçurum ve ağıt: yasını tutsun yalan! önce son nakarat: vakt irişti.. hadi ölelim!

TIKLA VE OKU

KÜSÜLÜM

Yaşlı bir tavuk gibi aksak ama telaşlı adımlarla verandaya çıktı. Başını hiç çevirmeden, gözünün ucuyla bahçe duvarının ardına baktı. Sabah namazı kılındı çoktan, hâlâ ortalıkta yok kocakarı. Gavur, diye söylendi.

TIKLA VE OKU

KIRKYAMA

“Zeyrek iki kantar üstündeyse biri Nizam’ın biri Sevda’nın sırtıdır. ”
Nizam’ın yüzü açlıktan çekilmiş, gözleri açılmıyor, sırtı ufalmış, parmakları incecik…

TIKLA VE OKU

KALK, BEREKETİMİZ KAÇACAK

Eylülde bu sıcak… Aslında tam küfürlük de annem izin vermiyor. Sık ve koyu yeşil yapraklı, ulu cevizin gölgesi düşüyor üstüme. Edith Hamilton’ın Mitologya’sı elimde. Sınıfı geçtim şimdilik ama seneye dersler ağır.

TIKLA VE OKU

YOL BOYUNCA

Hava kararmak üzere. Bavulumu muavine verdikten sonra isteğim, tekli koltuğuma yerleşip gözlerimi kapatacağım anın hayalini kurmak. Otobüs hınca hınç. İyi ki tekliden yer ayırtmışım! Az sonra muavin geldi.

TIKLA VE OKU

1312

Eskimiş kameramın yaşlı kadrajında görünen ayetlerin kölesiyim
Ruhumun inlemeleriyle sağalttığım karanlıklar otağında
Kırılan kalemlerim ünlem!
Kaçışım dünyadan sana bir inziva

TIKLA VE OKU

AYNALARIM YOK

“Aynalarım var. Türlü türlü, renk renk aynalar… Güzelliğinizi başkalarından evvel size söyleyecek, nice sırlar öğretecek aynalar. Mandrake’den el almış, sihirli aynalar. ”
“Boşuna kendini yorma Beybaba.

TIKLA VE OKU

NAZÊ

Dudağımın ucunda mırıl mırıl bir türkü, elimde takım çantasıyla girdim elektrikçi dükkânına. Köşedeki masasında kaşları yorgun, kirpikleri aralıklı, alnında anlayışlı kırışıklıklarıyla Süleyman Abi.